30 Haziran 2010 Çarşamba

Cyberknife tedavisi nedir? Kimlere uygulanabilir? Cyberknife nerede uygulanıyor?

CyberKnife nedir?
CyberKnife, Stanford Üniversitesi tarafından geliştirilmiş bir radyocerrahi sistemidir. Bu sistem tıpkı bir diğer radyocerrahi yöntemi olan GammaKnife gibi iyi veya kötü huylu tümörleri hastayı açık ameliyat etmeden, dışarıdan yollanan ışınlar ile kesilerek etkisiz hale getirilmesinde kullanılır.

Hastaya neşter vurulmadığı için klasik ameliyatlardan çok daha çabuk ve daha az risk ile tümör opere edilebilir. Operasyon 1 saat kadar bir sürede anestezi veya dikiş olmadan yapılır ve hasta hastanede yatırılmadan ayakta tedavi edilir.

CyberKnife nasıl çalışır? GammaKnife ile arasında ne fark var?
CybrtKnife cihazı GammaKnife ile aynı prensibi kullanarak çalışır. MRI ile görüntülenen tümör bölgesine odaklanmış hassas bir ışın gönderilerek tümörün etrafı 3 boyutlu olarak çevrelenir ve canlı dokudan ayrılır. CyberKnife'ın GammaKnife'dan farkı, ışınların kafaya giyilen sabit bir kask içinde elektronik olarak odaklanması yerine, bu ışınlar 3 boyutta hareket edebilen bir robot kol vasıtası ile odaklanır.

CyberKnife üreticileri bunun GammaKnife'a göre bir üstünlük olduğunu iddia ediyorlar. Çünkü GammaKnife'da tedaviden önce hastanın kafasına metal bir çerçeve lokal anestezi altında sabitlenir. Bunun da hastanın psikolojisi üzerinde iyi bir etkisi olmadığını söylüyorlar. Ancak hastanın tedavi sırasında sabitlenmemesinin bazı olumsuz sonuçları da olabilir. Çünkü tümör bölgesinin yerinin milimetrik olarak belirlenmesi ve buraya robot kolun mekanik olarak hareketi gerekir ve bu da çok hassasiyet isteyen bir durumdur ve her zaman birebir bu noktayı bulmak mümkün olmayabilir. Yani hastanın sabitlenmesinin tedavinin doğru yapılması açısından önemi büyüktür. CyberKnife'da sabit kask yerine hareketli kolun eklenmesi aslında biraz ticari bir seçimdir. Çünkü üretici şirket Accuray bu sayede GammaKnife'a ait patent korumasını geçebilmiş ve ona rakip bir cihaz üretebilmiştir.

CyberKnife kimlere uygulanabilir?
CyberKnife beyin tümörleri başta olmak üzere, prostat kanseri, akciğer kanseri, omurilik kanseri, karaciğer kanseri ve pankreas kanseri hastalarına uygulanabilir. Genel bir kural olarak ancak çok büyük olmayan  tümörlere (aşağı yukarı çapı 2.5cm kadar olan tümörlere) uygulanabilir.

Bunun sebebi temel sebebi CyberKnife cerrahisinde tıpkı GammaKnife gibi tümör bölgesi açılmadığı için kesilen, ölü tümör vücut içinde kalır ve vücut tarafından parçalanarak dışarı atılması gerekmesidir. Büyük tümörlerdeki doku ölüm hızı vücudun parçalayıp dışarı atabileceğinden çok daha fazla olur. Böylece vücut bu ölü dokuya karşı şiddetli alerjik ve iltihaplı reaksiyonlar gösterir. Bu hastada şiddetli sancılara, ateş yükselmesine ve krizlere yol açabileceğinden çok ender durumlar hariç kullanılmaz. Bu durumlarda hastalara açık ameliyatla iltihapın dışarı atılması için daimi bir şant takılması gerekebilir ki bu hasta için hem acılı hem de risklidir.

Türkiye'de CyberKnife nerelerde uygulanıyor?
CyberKnife yeni bir sistemdir ve bu yüzden tüm dunyada sınırlı oranda yayılmıştır. Türkiye'de şu kuruluşlar bu tedaviyi uygulamaktadır:

İstanbul
  1. İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Çapa 
  2. Kartal Dr. Lütfü Kirdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi
    Şemsi Denizer Cd. E-5 Karayolu Cevizli Mevkii Tel: (0216) 458 44 00
  3. Acıbadem Maslak Hastanesi
    Büyükdere Cad. No: 40 Tel: 0 216 544 37 05
  4. İstanbul Anadolu Sağlık Merkezi
    Anadolu Caddesi No:1 Bayramoğlu Çıkışı Çayırova Mevkii Tel: 0 262 678 50 00
Ankara 
  1. Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi
    33 Demetevler, Yenimahalle Tel: 0 312 336 09 09
  2. Ankara Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Hacettepe Onkoloji Hastanesi
    Tel: 0 312 305 29 00
İzmir
  1.  İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi

29 Haziran 2010 Salı

Kanser ve tümörde gen terapisi

2003 yılı Ekim ayında Çinli SiBiono Genetech adlı firma gen terapisi  için onay alan ilk şirket olarak tarihe geçti. İlaca Çin Gıda ve İlaç Bakanlığı tarafından baş ve boyun kanseri için kullanılmak üzere onay verildi..

Gen terapisi kanser yüzünden genetik yapısı bozulan hücrelerdeki bozuk genleri düzeltmeyi amaçlayan tedavilere verilen isimdir. Şu an kanser tedavisinde en çok umut vaad eden geliştirilen en yeni tedavi yöntemlerinden biridir. Bozuk genleri düzeltmek için çeşitli tekniklere başvurulabilir:
  1. Bozuk olan genin yerine geçecek yeni bir gen eklenebilir
  2. Anormal olan gen, sağlıklı olan yeni bir gen ile yer değiştirilebilir
  3. Anormal olan genin başka bir gen tarafından tamir edilmesi sağlanabilir
  4. Bozuk olan gen tamamen devre dışı bırakılabilir.
Bütün bunlar genetik teknolojisinin son 10 yıl içinde hızlı şekilde gelişmesi ile mümkün olabilmiştir.Birbiri ardına dünyanın dört yanından araştırmacılar konu üzerine çalışmaktadır. Onaylanan ilk gen tedavisinden sonra 2005 yılında yine Çin'de ikinci bir tedavi olan H-101 Ocorine gen terapisine onay verilmiştir. 

Gen terapilerinde çözülmesi gereken asıl sorun, sağlıklı genlerin hastalıklı hücrelere nasıl nakledileceğidir. Bu iş için normalde, zararsız olan bir virüs (örneğin soğuk algınlığı virüsü) alınarak bu virüsün genetik kodu kanserli hücreleri hedef alacak ve onlardaki genetik yapıyı onaracak genler ile değiştirilir. Çünkü virüsler doğrudan bulaştıkları hücrelerin DNA yapılarını değiştirirler. 

Gen terapisi sadece Çin'de değil dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde de araştırmacıların hedefi haline gelmiştir. 2006 yılında Amerikan Milli Kanser Enstitüsündeki araştırmacılar ileri derecede melanomayı tedavi edebilecek bir gen tedavisi geliştirmişlerdir.

2007 yılı Ocak ayında ise dünyanın kanser konusunda en ileri araştırma hastanesi olan Texas MD Anderson  Kanser Merkezinde, akciğer kanserini yenebilecek bir gen terapisi yöntemi geliştirilmiştir.

2007 yılı Mayıs ayında ise İngiliz doktorlar, çocuklarda körlüğü önleyebilecek bir gen tedavisi geliştirdiler ve bunu köpekler üzerinde başarı ile uyguladılar. Aynı ekip 2008 yılında insanlar üzerinde yaptıkları ilk klinik deney sonuçlarını açıkladılar. Gen tedavisi ile kalıtsal körlere yeniden sınırlı görme yeteneği kazandırmayı başardılar.

2010 yılında Çin Askeri Tıp Akademisi Kanser Merkezinin Gendicine gen terapisi üzerinde yaptıkları araştırma sonuçları açıklandı. Araştırmacılar Hepatoselüler karsinoma hastası 40 kişi üzerinde yaptıkları araştırmada hastaların %20sinde tedaviye tamamen cevap aldılar, %50sinde ise kısmi cevap aldılar, geri kalan %30unda ise hastalığı kontrol altına almayı başardılar. 

Londra merkezli Ark Therapeutics adlı şirket beyin tümörüne karşı geliştirdikleri CerePro adlı gen terapisi ilacının III. ve son klinik deneylerini tamamlamışlardır. Avrupa İlaç Ajansı EMA ilaca yetim ilaç statüsü vermiştir. Yetim ilaç statüsü, ender rastlanan hastalıklar için üretilen ilaçlara verilen özel bir statüdür. Şirket Amerika'da onay için FDA'ya başvurmuş ve 2010 Haziran sonu itibarı ile cevap beklemektedir.


Gen terapisi şu an Çin'de aktif olarak baş ve boyun kanseri, göğüs kanseri, barsak kanseri, karaciğer kanseri, lenfoma, yumurtalık kanseri, pankreas kanseri, prostat kanseri gibi kanser türlerine uygulanmaktadır.

Yaptığımız araştırmalara göre tedavi ortalama 3 ay sürmektedir ve aylık ortalalama 30,000 dolara malolmaktadır. Bu maliyetin içine hastanın yeme içme ve konaklama maliyetleri, diğer bazı ilaçlar dahil değildir.

KAYNAKLAR
  • Clinical study of recombinant adenovirus-p53 combined with fractionated stereotactic radiotherapy for hepatocellular carcinoma. Yang ZX, Wang D, Wang G, Zhang QH, Liu JM, Peng P, Liu XH. J Cancer Res Clin Oncol. 2010 Apr;136(4):625-30. Epub 2009 Oct 31.
  • An update on gene therapy in China. Shi J, Zheng D. Curr Opin Mol Ther. 2009 Oct;11(5):547-53. Review. PMID: 19806503
  • Targeted genetic and viral therapy for advanced head and neck cancers. Huang PI, Chang JF, Kirn DH, Liu TC. Drug Discov Today. 2009 Jun;14(11-12):570-8. Epub 2009 Mar 17. Review. PMID: 19508919
  • The application of gene therapy in China. Peng Z, Yu Q, Bao L.
  • IDrugs. 2008 May;11(5):346-50. Review. PMID: 18465676
  • Gene therapy: the first approved gene-based medicines, molecular mechanisms and clinical indications. Räty JK, Pikkarainen JT, Wirth T, Ylä-Herttuala S. Curr Mol Pharmacol. 2008 Jan;1(1):13-23. Review. PMID: 20021420
  • Gendicine: the first commercial gene therapy product. Wilson JM. Hum Gene Ther. 2005 Sep;16(9):1014-5. Chinese, English.

27 Haziran 2010 Pazar

Tümörü Nasıl Yendim: Mark'ın Hikayesi

Benim beyin tümörü hikayem 2001 yılı ilkbaharında küçük krizlerle başladı ama o zaman ben bunun farkında değildim. Bunlar için gittiğim doktor bana endişelenecek bir şey olmadığını alerjik reaksiyonlar olabileceğini söyledi.

Hayatımdaki ikinci şansım veya şansızlığımda 11 Ekim 2001'de WTC binasına 2. uçağın çarpışını görmemdi. O zaman WTC binasından bir kaç blok ileride çalışıyordum. Derhal arabama atladım ve eşimin ve o zaman 2 yaşında olan çocuğuma koştum. Bana birşey olmadı ancak bir düzine arkadaşım bu saldırıda hayatını kaybetti.

Bu olaydan tam tamına 4 hafta sonra 9 Ekim 2001'de işten eve dönerken, direksiyon başında gözlerim karardı ve kendimden geçtim. Olay yerine gelen polisin şaşkın bakışları altında tamamen pert olmuş arabanın içinden bir sıyrık dahi almadan çıktım ve yürüdüm.

Ertesi gün kazayı duyan eşim tarafından bunun gerçek sebebinin ne olduğunu öğrenmek üzere hastaneye sürüklendim. Yapılan tomografide beynimde birşeyler bulunduğunu ve bunun detaylı olarak incelenmesi gerektiğini öğrendik.

Tam 8 gün sonra ise ameliyat oldum.

Ameliyat toplam 8 saat sürdü bunun 6 saatinde uyanıktım. Doktorlar beni 6 saat boyunca uyanık tuttular çünkü benim dil merkezim beynimin her iki yarı küresinde bulunuyormuş. Tümörü alırken dil merkezime zarar vermek istemedikleri için beni ayık tuttular ve ameliyat süresince konuşma ile ilgili fonksiyonlarımı gözlemlediler. Ellerinden geleni yapmalarına rağmen tümörün tamamını alamamışlardı.

Tümörden alınan parçaların inceleme sonuçlarını almak için bir kaç gün bekledikten sonra, bende Glioblastoma Multiform (GBM) IV olduğunu öğrendim.

Onkoloji uzmanımız bana 1 yıldan az bir süre yaşayacağımı söyledi.

Bundan sonra 6 hafta boyunca sürecek radyoterapiye başladım ve herşey yolunda gitti. Fakat 7 Aralık 2001'de radyoterapi sırasında büyük bir kriz geçirdim.
Çok sonradan öğrendim ki o gün bir kriz değil bir kaç kriz geçirmişim ve bir kaç saat boyunca komada kalmışım.

Radyoterapiyi tamamladıktan kısa süre sonra, Temodal kemoterapisine başladım. Bu tedaviye 3 yıl boyunca devam ettim.

Herşey bu kadar yolunda gitmedi. Bir akşam beni tedavi eden doktorum beni aradı ve muayenehanesini kapatıp başka bir eyalete yerleşeceğini söyledi. Bana başka bir doktorda tavsiye etmeden gitti. Radyoloji uzmanı olan doktor ile uzun araştırmalardan sonra tekrar iyi bir onkoloji uzmanı buldum.

Bu yazıyı tümör teşhisi konuluşunun 8. yıldönümünde yazdım. Doktorun 1 yıldan az süre vermesine karşın şu an 9 yıl oldu ve hala hayattayım. Hayatımda büyük değişiklikler olmadı, normal bir şekilde devam ediyorum.

Geçtiğimiz günlerde koruyucu bir önlem olarak tekrar kemoterapiye başladım. Bunun yanısıra hala her 2 ayda bir MRI çektiriyorum. Artık sonuçları almak için onkolojistimin muayenehanesine dahi gitme gereğini duymayacak kadar kafam rahat.

En son MRI sonuçlarımı email ile gönderen doktorumun asistanı tek bir cümle yazmış "Mükemmel görünüyor!

Birinci günden beri sloganım "TEDAVİ OL VE YEN" idi. Şayet bu sözleri bana hatırlatan eşim, ailem ve arkadaşlarım olmasaydı bugün burada olmayabilirdim.

Hikayemi paylaşmaktan hiç çekinmiyorum, çünkü bir kişiye yardım edebilmişsem bir şey yapmışımdır.

Hergün kendime tekrarladığım bir başka söz ise Michael J Fox'un Başarımın Sırrı adlı filmde söylediği "HAYAT ZOR VE ÇİRKİN VE ANCAK GÜÇLÜ BİR İRADE HAYATTA KALIR."

25 Haziran 2010 Cuma

Yüksek doz Muphoran, tümörün kemoterapiye karşı (MGMT) direncini kırıyor!

Bu haber çok yeni ve bazılarımız için çok sevindirici olabilir. Napoli Üniversitesi Moleküler ve Klinik Endokrinoloji ve Onkoloji bölümünden, bir grup GBM hastalarında Temodal tedavisine karşı olan direncin yüksek dozlu  Muphoran (Fotemustin) uygulanarak kırılabildiğini gösterdiler.

GBM ve benzeri beyin tümörlerinin tedavisinde en etkili ilaç olan Temodal, bazı hastalarda, MGMT faktörü denilen gen yüzünden yeterince etkili olamıyor. Beyin tümörleri beyindeki hücrelerin DNA yapısının bozulması sonucu kontrölsüz üremeleri ile ortaya çıkıyor. Temadol gibi ilaçlar ise hücrenin üreme mekanızmasındaki bu bozukluğu düzeltmeyi hedefliyor.

Fakat MGMT geni, Temodal ilacının yaptığı etkiyi geri çevirerek DNA'nın bozuk olan yapısının muhafaza edilmesini sağlıyor. MGMT direnci adı verilen kemoterapiye karşı olan bu direnç pek çok hastanın korkulu rüyası. Çünkü tedaviye karşı bu direnç oldukça ilaçların tedavi edici etkisi en aza iniyor.

Dr.Chiara Gallo önderliğindeki araştırmacılar yaptıkları genetik ve patolojik incelemelerde MGMT geni yüzünden oluşan bu direncin Fotemustin adlı madde ile kırılabildiğini gösterdiler. Doktorlar, bu sonuçlara dayanarak uyguladıkları tedavide standard tedaviler ile en fazla 1 yıl ömür biçilen ağır GBM hastlarını 3 yıldan fazla süre ile hayatta tutmayı dahi başardılar.

Fotemustin, ülkemizde Muphoran adı ile satılıyor ve cilt kanseri ve beyin tümörü tedavisinde kullanılıyor. İtalyan doktorlar yaptıkları çalışmada ilacın dozunun %30 artırılması halinde MGMT direncinin kırıldığını ve Temodal gibi ilaçlara tam cevap alındığını bildiriyorlar. Bu ilaç halihazırdaki standard tedavilerde 100mg/m2 dozu ile uygulanıyordu. İlacın Temodal ile birlikte uygulanmasının ve dozunun artırılmasının bazı hastalarda görülen kan sayımı düşüşü dışında  ciddi bir yan etki göstermediği bildiriliyor.


Yazıya ait kaynak makale:
Can high-dose fotemustine reverse MGMT resistance in glioblastoma multiforme?
Gallo C, Buonerba C, Di Lorenzo G, Romeo V, De Placido S, Marinelli A.
J Neurooncol. 2010 Jun 17. [Epub ahead of print]
PMID: 20556481

23 Haziran 2010 Çarşamba

Devlet Hastanesinde 20 Günlük Bebeğe Beyin Ameliyatı Yapıldı

Beyin boşluklarında su toplanması (hidrosefali) nedeniyle Batman’ da özel bir hastanede yatırılan 7,5 aylık erken doğumla dünyaya gelen, 2 kilo ağırlığındaki 20 günlük minik bebek ameliyat olmak üzere Siirt devlet hastanesine sevk edildi ve başarılı bir operasyon sonrası sağlığına kavuştu.
Konuya ilişkin olarak açıklama yapan Beyin cerrahisi uzmanı Op. Dr. M. Bülent Önal ‘Hastanemizde daha önce yenidoğan grubu ameliyatlar yapılamamaktaydı. Bu sebeple bu tip hastalar çocuk hastanesinden direk olarak batıya sevk edilmekteydi. Hastanemiz bünyesine yeni katılan arkadaşımız Dr. Seval Karakaya’nın anestezi ünitesine olan katkıları sonucu bu tip ameliyatları ekip olarak gerçekleştirebileceğiz’ dedi.
Anestezi ve reanimasyon uzmanı Dr. Seval Karakaya ‘Yetişkin hasta anestezisinden oldukça farklı olan yenidoğan anestezisi konusunda bilgi ve tecrübelerimizi minik bebekte başarı ile uygulayabildiğimiz için çok mutluyum’ dedi.
7 buçuk aylık erken doğum sonucu Siirt’ te dünyaya gelen minik bebeğin prematuriteye bağlı beyin kanaması tespit edilmiş ve Batman’ a sevk edilmiş. Hastanın takibi sırasında beyin boşluklarında genişleme ve beyin basıncında artış olması üzerine hastaya acilen şant ameliyatı yapılması gerektiği belirtilmiş. Siirt İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Ömür’ ün devreye girmesiyle hasta Siirt Devlet Hastanesine sevk edilerek anestezi ve beyin cerrahi doktorları tarafından konsülte edilerek acil olarak başarılı bir ameliyat yapıldı.
Op. Dr. M. Bülent Önal ‘Hastamız servisimize akşam saatlerinde yatırılarak ameliyat öncesi hazırlıkları yapıldı. 2 kilo ağırlığındaki minik yavrunun genel anestezi altında ameliyatı oldukça riskliydi. Aile ameliyat hakkında bilgilendirildi. Bu tip ameliyatlar Türkiye’ de belli büyük üniversitelerde yapılabiliyor. Yenidoğan anestezisi, ameliyatları ve ameliyat sonrası bakımı erişkin hastaya göre oldukça farklı bir ekoldür ve tecrübe gerektirir. Daha önce bulunduğumuz merkezlerde edindiğimiz tecrübeler sonucu bu ameliyatı yapmaya karar verdik. Başarılı bir ameliyat sonrasında hastamız yatağına alındı. Anne sütünü emmeye başlayan hastanın giderek daha iyiye gideceğini düşünüyorum’ dedi.
Hastanın ileri bakım ve beslenme için Siirt Çocuk Hastanesine sevk edileceği ve genel durumununsa şu an oldukça iyi olduğu öğrenildi.
Siirt Devlet Hastanesi olarak bölge çapında büyük bir kalite yakalanmış olduğunu belirten İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür “Siirt Devlet hastanesi kadrosu ve teknik ekipmanı ile 2009 ve 2010 yıllında ciddi bir başarı yakalamış durumda. Fiziki olarak eski olan devlet hastanemiz teknik ve eleman olarak bölgede beli bir kaliteyi yakalamış, hastanemize gelen hastalarımızın il dışındaki hastanelere sevkleri minimuma indirilmiştir. Devlet Hastanesinde bölgede bir çok hastanede yapılamayan ameliyatlar başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Valimiz Musa Çolak’ın desteği ile yeni hastane çalışmaları başlatılmıştır.”dedi.

18 Haziran 2010 Cuma

Altuzan + Camptosar Tedavi Protokolü

Bu yazıda beyin tümörü tedavisinde kullanılan nispeten yeni bir ilaçlı tedavi protokolünden bahsedeceğiz. Bu tedavi Etkin maddesi Bevasizumab olan Altuzan adlı ilaç ile etkin maddesi Irinotecan olan Camptosar adlı ilacın birleşiminden oluşuyor. Bu tedavi bazı hastalarda yüzde yüz iyileşme dahi sağlayabiliyor.

Camptosar (Irinotecan)
Ekim 1998'de CPT-11 kod adlı Irinotecan, metastazlı bağırsak kanseri için Amerikan sağlık bakanlığı FDA'den tam onay aldı. İrinotecan kanserli hücrelerin bölünmesine yardım eden Topoisomerase adlı enzimi bloke ederek. Hücrelerin çoğalmasını engelliyor. 90 yılların başında bu ilacın beyin tümörü tedavisinde kullanımı için ön klinik deneylerine başlandı. Bu deneylerin sonuçlarında tekrarlayan GBM gibi beyin tümörlerini , çocuklarda görülen tümörler üzerinde de etkili olduğu görüldü. Özellikle BCNU ve Temodal gibi ilaçlarla birlikte çok iyi sonuçlar alındı. Bu ilaç Türkiye'de Camptosar adı altında Pfizer tarafından piyasaya sürüldü

Altuzan (Bevasizumab)
Altuzan ise tümör oluşurken damarlanmayı engelleyerek tümörün besin kaynağını kesip tümörü kurutan bir ilaç olarak tanıtıldı. Bu mekanizma 70li yıllardan beri biliniyordu ancak kesin bir tedavi yöntemi olarak görülmemişti. Ancak sonraları damarlanmanın durdurulmasının tümörü yok edici etkisi deneylerde görülünce bu konuda pek çok yeni ilaç arayışına girildi. 2002 yılında Altuzan çeşitli kanser türlerinde kullanım için Faz 3 deneylerini tamamladı. 2004 yılında Amerikan sağlık bakanlığı ilacı bağırsak kanserinde kullanımı için onay verdi. 2006 yılında ise akciğer kanserinde kullanımına onay verildi. 2010 yılı başında ise beyin tümörlerinde tek başına kullanımı için izin verildi.

Altuzan + Camptosar Tedavisi
2005 yılında Dr. V.Stark-Vance Altuzan ve Camptosar kombinasyon tedavisi kötü huylu tümörleri olan hastalarda hızlı iyileşmeye yol açtığını gösterdi. 2006 yılı başlarında ise Dr.Pope ve arkadaşaları Altuzan ve Camptosar (carboplatin ve etopside ile birlikte) verilen hastalarda tamamen iyileşme görüldüğümü bildirdi. Dr.Pope bu tedavi ile tümörün ilerlemesini standard tedavilere göre %46 daha uzun süre ile durdurmayı başardı. 2007 Haziran ayında ise Dr.Raval ve arkadaşları Altuzan ve Camptosar kombinasyon tedavisinin kullanımının güvenli olduğunu ve iyi tolere edilebildiğini gösterdi. Bu tedavinin uygulandığı hastalarda zihinsel ve fonksiyonel durumlarında iyileşme görüldü. Bu çalışma ile aynı zamanda Amerika'nın ünlü kanser araştırma hastanelerinden Duke Üniversitesi Tıp Merkezimdem Dr.James Vredenburgh ve arkadaşları Camptosar ve Altuzan'ın tekrarlayan beyin tümörlerinde kullanılmasına ilişkin faz II deneylerini tamamladı. III. ve IV. derece beyin tümörüne sahip 32 hasta üzerine yapılan çalışmada bu tedavinin beyin tümörüne karşı etkin ve yan etkileri az olan bir tedavi yöntemi olduğu gösterildi. Yine aynı ekip GBM hastaları üzerinde yaptıkları çalışmada %77 başarı elde edildiğini bildirdi.

En son 2010 yılında Dr.Xu ve Dr.Chen yayınladığı 741 hasta üzerinde yapılan geçmişe dönük bir analiz hastaların %18.9 unda bu tedaviye cevap alındığını ve tedavinin uygulandığı bu hastalarda diğer tedavilere göre %10 daha iyi sonuç verdiğini gösterdi.

2010 yılında yapılan bir başka çalışmada bu tedavinin çocuklarda görülen beyin sapı tümörü üzerinde diğer tedavilere göre daha az etkili olduğu gösterildi. Beyin sapı tümörlerinde hastaların diğer tedavi yöntemlerinde daha iyi sonuç alacakları bildirildi.

Bir Başarı Hikayesi
Aşağıda GBM teşhisi konulan 75 yaşında bir bayana ait MR görüntüleri bulunmaktadır. Görüntüler bize hasta yakını tarafından ulaştırılmıştır ve hastanın izni ile yayınlanmaktadır. Hastada 2006 Ocak ayında GBM teşhis edilmiştir. Bundan sonra hastaya 1 yıl boyunca Altuzan ve Camptosar tedavisi uygulanmış ve durumu 12 ay boyunca izlenmiştir.

Hastanın Altuzan ve Camptosar tedavisinden sonra 2007 Aralık ayında çekilen MR hastada tümörün tamamen kaybolduğunu göstermektedir. Elbetteki bu sonuç Altuzan ve Camptosar tedavisi gören tüm hastaları temsil etmemektedir. Fakat yine de tedaviye cevap veren hastalar da tam iyileşmenin yakalanabileceği konusunda örnek teşkil etmektedir.

KAYNAKLAR
  • Effects of bevacizumab plus irinotecan on response and survival in patients with recurrent malignant glioma: a systematic review and survival-gain analysis. Xu T, Chen J, Lu Y, Wolff JE. BMC Cancer. 2010 Jun 2;10(1):252.
  • “Bevacizumab (Avistan) and CPT-11 (Camptosar) in the Treatment of Relapsed Malignant Glioma.” Abstract from the World Federation of Neuro-Oncology Second Quadrennial Meeting and Sixth Meeting for the European Association for Neuro-Oncology, Vance VS, May 5-8, 2005, Abstract 342.
  • Phase II trial of bevacizumab and irinotecan in recurrent malignant glioma. Vredenburgh JJ, Desjardins A, Herndon JE 2nd, Dowell JM, Reardon DA, Quinn JA, Rich JN, Sathornsumetee S, Gururangan S, Wagner M, Bigner DD, Friedman AH, Friedman HS. Clin Cancer Res. 2007 Feb 15;13(4):1253-9.
  • Bevacizumab plus irinotecan in recurrent glioblastoma multiforme. Vredenburgh JJ, Desjardins A, Herndon JE 2nd, Marcello J, Reardon DA, Quinn JA, Rich JN, Sathornsumetee S, Gururangan S, Sampson J, Wagner M, Bailey L, Bigner DD, Friedman AH, Friedman HS. J Clin Oncol. 2007 Oct 20;25(30):4722-9.
  • Lack of Efficacy of Bevacizumab Plus Irinotecan in Children With Recurrent Malignant Glioma and Diffuse Brainstem Glioma: A Pediatric Brain Tumor Consortium Study. Gururangan S, Chi SN, Young Poussaint T, Onar-Thomas A, Gilbertson RJ, Vajapeyam S, Friedman HS, Packer RJ, Rood BN, Boyett JM, Kun LE. J Clin Oncol. 2010 Jun 7.
  • Avastin and CPT-11; a promising combination therapy for glioblastoma multiformem, James Need, Ph.D http://www.virtualtrials.com/avastin.cfm

10 Haziran 2010 Perşembe

ImmunoCellular firması ICT-107 antitümör aşısı ile %80 sağkalım elde etti!

Bağışıklığa dayalı tedaviler üzerine çalışan Amerikan ImmunoCellular Therapeutics Ltd adlı biyoteknoloji şirketi yeni geliştirdikleri ICT-107 antitümör aşısı ile yeni teşhis Glioblastoma Multiforme (GBM) hastalarında %80 sağkalım elde ettiklerini açıkladı.
Aşı beyin tümörünün yanısıra küçük hücreli akciğer kanseri ve pankreas kanserinde de kullanılabiliyor.

Aşının klinik deney sonuçlarını Şikago'da düzenlenen 46. Amerikan Klinik Kanser Araştırmaları toplantısında konunun uzmanı bilimadamlarına sunan şirket GBM hastalarında dendritik hücre immunoterapisi ile hastalarda tümörün ilerlemesini durdurduğunu ve uzun süreli sağ kalım elde ettiklerini gösterdiler.

ICT-107nin klinik deneylerine katılan yeni teşhis edilmiş GBM hastalarında aşı yapılan 16 hastanın %80i 2 yıldan daha uzun süredir herhangi bir ilerleme olmadan hayatta. Çalışmaya katılan hastaların %100ü ise 1 yıl boyunca herhangi bir ilerleme olmadan yaşamlarını sürdürdüler. Bu süreler halen mevcut tedavilere kıyasla %61 daha uzun.

Çalışma sırasında hastalarda yorgunluk ve ciltte kızarıklıklar dışında herhangi bir ciddi yan etki ile karşılaşılmadı.

Şirketin genel müdürü Manish Singh diğer tedavilere göre farkını şöyle anlatıyor:
Şimdiye kadar pek çok tedavi tümörün kendisini yok etmeyi amaçladı, biz ise onun kaynağını yok etmeyi hedefliyoruz. Bunu şöyle anlatabilirim. Tümörü yabani bir ot gibi düşünürsek, cerrah onu tutup sökebilir veya kemoterapi ile onu kurutabiliriz. Fakat otun kökleri kaldığı sürece yeniden üreyecektir. Biz işte tedavimizde bu kökleri hedef alıyoruz.

ImmunoCellular Therapeutics şitketi Amerika'nın ünlü kanser araştırma hastanelerinden Cedars-Sinai Hastanesinin bir yan kuruluşu. Faz 1 klinik deneylerini yeni tamamlayan şirket, şu günlerde Faz 2 deneylerine başlamayı planlıyor. Şirket daha önce aşının diğer kanser türleri üzerinde kullanılmasına ilişkin Roche firması ile bir anlaşma imzalamıştı. Aşının uygulanacağı kanser türleri arasında küçük hücreli akciğer kanseri ve pankreas kanseri yer alıyor.

5 Haziran 2010 Cumartesi

Beyin Sapı Tümörü

Beyin sapı insanda çeşitli hayati fonksiyonları kontrol eden organdır. Bunların arasında kalp atışı, kan basıncı ve nefes alma sayılabilir. Beynin alt tarafında bulunur ve iki yarıküreyi ve omuriliği birbirine bağlar. Beyin sapı tümörü (İngilizce Brainstem Tumor,  Almanca Ponsgliom ) bu bölgede oluşan tümörlere verilen isimdir. Neredeyse sadece çocuklarda görülen bir tümör türüdür. Hastaların sadece 4te biri yirmi yaşın üstündedir. Ender görülen bir hastalıktır Amerika'da yılda 200-300 hasta bu hastalıkla teşhis edilmektedir. Hastaların ortalama yaşı 7-9 arasıdır.

Beyin sapı tümörü oldukça tehlikeli bir tümördür. Çünkü beyin sapı insandaki solunum ve kalp atışı gibi tüm hayati fonksiyonları düzenler. Buraya yapılacak herhangi bir hatalı müdahele hasta için ölümcül sonuçlara yol açabilir. Kol veya bacaklarda felç gören hastalar dahi yaşayabilirken, solunum veya kalp atışı duran hastayı yaşatmak yalnızca özel cihazlarla mümkün olur ve bu cihazlara bağlı olan hasta yavaş yavaş diğer hayati fonksiyonlarını da yitirir.

Beyin tümörlerinin her türü için ilk tedavi yöntemi ameliyattır. Ancak ameliyat beyin sapı tümörlerinde risklidir. Bu sebepten hastaya ilaçlı tedavi, radyoterapi, radyocerrahi gibi başka tedaviler uygulanabiliyorsa, ilk olarak tercih edilen bir tedavi değildir.

Beyin sapı tümörleri için son yıllarda açık ameliyata alternatif olarak yeni ameliyat teknikleri geliştirilmiştir. Bu teknikler tümörün yerine göre endoskopi yöntemi ile uygulanır. En yaygın olan yöntem burundan girilmek yöntemi ile yapılan ameliyattır. Bu yöntem ülkemizde son yıllarda başarı ile uygulanmaktadır.

Belirtiler
Beyin sapı tümörüne sahip hastalar da şu belirtiler görülür:

  • Yüz kaslarının kontrolünün kaybı (düşük göz kapakları)
  • Çift görme
  • Başağrısı, (kusma ile hafifler)
  • Kusma ve bulantı
  • Yorgunluk ve halsizlik
  • Krizler
  • Denge sorunları

Belirtiler yavaş gelişir ve fark edilmesi aylar sürebilir.

Teşhis
Beyin sapı tümörleri MR ile teşhis edilir. Ameliyat veya biyopsi genelde uygulanmaz.

Türleri
Beyin sapı tümörleri 2 çeşide ayrılır: Difüz iç pontin glioma (DIPG) veya Fokal Beyin Sapı glioması.

DIPG hastalarında genelde denge problemleri ve sakarlık görülür, kol veya bacakta güçsüzlük, başağrısı ve kusma. Fokal beyin sapı gliomasında da benzer belirtiler görüler. Difüz beyin sapı tümörlerinde teşhis anında hastalar 6 ay veya daha az süredir bu belirtilere sahiptir. Fokal beyin sapı tümöründe ise 6 aydan uzun sürede belirtiler kendini gösterir.

Tedavi
Diğer tüm beyin tümörlerinin aksine beyin sapı tümörleri tedavisinde ameliyat tercih edilmez. Çünkü bu hastanın hayati fonksiyonlarına zarar verebilir. Genelde hastalara kemoterapi ve radyoterapi veya her ikisi aynı anda uygulanır.

Beyin sapı tümörleri oldukça nadir görülen tümörlerdir ve detaylı bir tedavi uygulanmasını gerekir. Difüz tümörlerde ameliyat kesinlikle tavsiye edilmez. Bu hastada beyin fonksiyonlarına, kol veya bacak hareketi kaybına, göz hareketi kaybına, yutkunma ve soluma kaybına, ve hatta bilinç kaybına yol açabilir.

Fokal tümörlerde ise tümör kısmen ameliyatla alınabilir. Bu hastanın uzun süre yaşamasını sağlar. Ameliyat sonrası kemoterapi ve radyoterapi uygulanır.

DIPG tümörlerinde GammaKnife veya Cyberknife uygulanamaz.

Kemoterapide çeşitli ilaçlar kullanılır. Bunların başında radyoterapiye karşı hassasiyet oluşturan ilaçlar gelir. Son yıllarda hastanın kendi kanından alınan örneklerle yapılan immunoterapi (aşı) yöntemi de başarıyla uygulanmaktadır. Kemik iliği nakli de tedavi sırasında başvurulan yöntemlerdendir. Hali hazırda çocuk tümörleri için geliştirilmiş yeni bazı ilaç klinik deneylerdedir. Hastalar arzu ederlerse bu deneylere gönüllü olarak katılabilirler.

Yeni yöntemlerden biri de beyin sapına doğrudan enjekte edilen ilaçlar ve ajanlardır. Bunlar hayvan testlerinde başarılı sonuçlar vermiştir. İnsanlarda ise sınırlı olarak uygulanmaya başlanmış ve iyi sonuçlar alınmıştır. Amerika'da ki Johns Hopkins Hastanesinden Dr. George I Jallo bu tedavinin öncülüğünü yapmaktadır.

Yine Amerika da Milli Kanser Enstitüsü NIH, hastanesinden doktor Russel R Lonser ve ekibi de MR kılavuzlu yerel ilaç tatbiki tedavisini geliştirmişlerdir. Bu şu an bu hastalığın tedavisinde gelinen en son noktadır. Özel bir enjektör yardımı ile ilaç MR gözetimi altında tümöre uygulanmaktadır. Böylelikle doğrudan ilaç tümöre enjekte edilmekte aynı zamanda MR kılavuzluğu sayesinde hastaya binlerce sinirin buluştuğu beyin kökünde herhangi bir hasar verilmesi riski çok düşürülmektedir.

John Hopkins Hastanesinden Dr. Kenneth J. Cohen çocuklarda görülen tümörler ve özellikle beyin sapı tümörü konusunda dünyadaki en büyük uzmanlardandır. Dr. Cohen yukarıda sayılan pek çok yöntemin geliştirilmesinde ve araştırılmasında büyük rol oynamıştır. Kendisinin yaptığı bir başka araştırmada hastadan alınan kök hücreleri ile yapılan tedavi yöntemidir. Bu tedavi yöntemi yan etkilerinin olmayışı ve hastaya bir zarar verme riski olmadığından gelecek vaadeden bir tedavidir. Dr. Cohen bazı hastalar üzerinde yaptığı denemelerde iyi sonuç aldığını bildirmiş ve araştırmacıları bu konu üzerinde çalışmaya teşvik etmiştir.

Son yıllarda bazı beyin sapı tümörlerine endoskopik cerrahi uygulamasına başlanmıştır ve ülkemizde de Türkiye genelinde başarılı uygulamaları vardır. Bununla ilgili bilgileri sitemizde bulabilirsiniz.

KAYNAKLAR

  • Brain Stem Gliomas in Childhood, Paul Graham FIsher, M.D., M.H.S. and Michelle Monje, M.D., Ph.D,10.02.2010, Childhood Brain Tumor Foundation, Germantown, Maryland
  • Treatment of diffuse intrinsic brainstem gliomas: failed approaches and future strategies.Frazier JL, Lee J, Thomale UW, Noggle JC, Cohen KJ, Jallo GI. J Neurosurg Pediatr. 2009 Apr;3(4):259-69. Review. http://thejns.org/doi/full/10.3171/2008.11.PEDS08281
  • Real-time image-guided direct convective perfusion of intrinsic brainstem lesions. Technical note. Lonser RR, Warren KE, Butman JA, Quezado Z, Robison RA, Walbridge S, Schiffman R, Merrill M, Walker ML, Park DM, Croteau D, Brady RO, Oldfield EH.
  • Is there a role for myeloablative chemotherapy with autologous hematopoietic cell rescue in the management of childhood high-grade astrocytomas? Massimino M, Cohen KJ, Finlay JL. Pediatr Blood Cancer. 2010 Apr;54(4):641-3. Review.

4 Haziran 2010 Cuma

Jenerik ilaç DCA beyin tümörünü yok ediyor

O, henüz 30 yaşında genç bir kadın. Ona teşhis koyan doktorlar 15 ay ömrü olduğunu söylediler. Çünkü onun beyninde çok agresif bir tümör var. O, "5 numaralı hasta"...

Doktorları ona Kanada Üniversitesi Hastanesinden Dr. Michelakis'i görmesini tavsiye ettiler. Dr. Michelakis ve ekibi DCA (dikloroasetat) adlı bir ilaç üzerine araştırma yapıyor. Bu ilaç eskiden beri nadir bazı metabolik hastalıkların tedavisinde kullanılan jenerik (patentsiz) bir ilaç. İlaç, çare arayan umutsuz bir grup kanser hastası tarafından resmi olmayan yollarla deneniyordu. Alberta Üniversitesindeki ekip 2007 yılında, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu ilacın aynı zamanda farelerdeki tümörleri küçültme yeteneğine sahip olduğunu keşfetti.

"5 numaralı hasta" bu ilacın resmi olarak denendiği ilk insanlardan. Ona standard tedavilerin (ameliyat, radyoterapi, kemoterapi) yanısıra DCA tedavisi uygulandı. 15 ay sonra beynindeki tümör tamamen yok oldu. Şu an onda tümöre ait hiç bir belirti yok. Onunla birlikte denemeye katılan diğer 4 hastadan 3'ünde ise tümör ilerlemesi durdu veyq büyük ölçüde geriledi. Bir hasta ise tedaviye üç ay devam ettikten sonra öldü. Deneye katılan 5 hasta da ileri derecede GBM (Glioblastoma Multiforme) hastası idi.

Bu sonuçlar çok taze, henüz Mayıs ayının başında yayınlandı. Ancak bu sonuçlar, araştırmacıların ilacın çalışmalar bitmeden kullanılmaması hakkındaki uyarılarına rağmen, halen varolan gayrı resmi kullanımı ateşliyecek gibi görünüyor. DCA fenomeni internetin çaresiz hastalara yardım etmedeki gücünün bir göstergesi. Bu hastalar normal klinik yöntemleri es geçip internet sayesinde haberleşip kendi gayrı resmi klinik deneylerini yürütüyorlar.

Bu aynı zamanda internet üzerinde çalışan dolandırıcıların da sayısının artmasına yol açıyor. 11 Mayıs 2010'da Edmonton da yaşayan 22 yaşındaki Hazım Gaber, Phoenix mahkemesinde şuçunu itiraf etti. Gaber, Amerika, Kanada ve dünyadaki çeşitli ülkelerde bulunan 65 kişiye DCA olduğunu iddia ettiği beyaz bir toz satmıştı. Sattığı beyaz toz mısır nişastasından fazla birşey de değildi.

Hastaların DCA için internete yönelmelerinin en büyük sebeplerinden biri, bu ilacın uzun süredir kullanımda olması ve patent süresinin dolmuş olması. Bu yüzden büyük ilaç firmalarından hiç biri bu ilacın araştırması için para harcamak istemiyor. Çünkü ilaç herhangi bir firma tarafından üretilebilir ve hatta maliyetine (cüzi miktarlar) satılabilir. Bunun yerine firmalar, patentlerini yalnız kendilerinin sahip oldukları ilaçları araştırmaya yöneliyorlar. Böylelikle diğer firmalar patent süresi dolana kadar bu ilacı üretemiyorlar.

Hal böyle olunca, Alberta Üniversitesinden araştırmacılar, özel kaynaklardan 200,000 dolar yardım topladılar. Bu da onlara ancak 5 hasta gibi küçük bir grup üzerinde klinik araştırma imkanı verdi. Fakat ilacın etkisine inanan Dr.Michelakis ve ekibi tümör ameliyatları sırasında hastalardan alınan tümörlere ameliyat odasında DCA enjekte ettiler. 49 hastadan alınan tümör örneğinin hepsinde sonuçlar laboratuarda fareler üzerinde yaptıkları deneylerle aynı idi. DCA insanlarda da tümörü yok ediyor!

Dr.Michelakis ve arkadaşları bunun önemli bir adım olduğunu ancak daha fazla çalışmaları gerektiğini söylüyorlar. Hastaları kendi başlarına bu ilacı kullanmamalarını tavsiye ediyor. İlacın başka ilaçlarla etkileşiminin henüz tam test edilmediğini ve başka ilaçlarla birlikte kullanımının çok kötü sonuçları olabileceğini söylüyor. Michelakis ve ekibi çalışmak için daha fazla finansmana ihtiyaçları olduğunu fakat ticari çekiciliği olmadığı için bunu ilaç firmalarından sağlayamadıklarını bildiriyor. Daha büyük bir klinik deney için şu an kaynak arayışı içindeler.

Ancak bazı hastaların bu kadar vakti yok. Louisana'da yaşayan Jason için de durum böyle idi. Babası sigara içmeye 12 yaşında başlayan babası akciğer kanseriydi. İlerlemiş kansere sahip babası kemoterapiyi reddetmişti. Çünkü ona göre en fazla bir kaç ay daha yaşamak için bütün bunlara katlanmaya değmezdi. Jason babası için internet üzerinden bu ilacı ısmarladı. İlaç başlangıçta işe yarar gibi göründü ancak çok geçmeden babasının durumu ağırlaştı ve öldü. Jason, pişman olmadığını, babasının hayatını kurtarmak için elinden geleni yaptığını söylüyor.

Kendisine bağırsak kanseri teşhisi konan 45 yaşında 2 çocuk babası Tim ise şunları söylüyor:
Kasım 2007'de bağırsak kanseri teşhisi konuldu ve Aralık ayında opere edildi. Doktor 5 yıldan fazla yaşamam için %60 şansımın olduğunu söyledi ve beni 6 aylık kemoterapiye koydu. Eylül 2008'de akciğerimde küçük yarım milimetrelik bir tümör görüldü. Doktor bekleyelip görelim dedi. Ocak 2009'da tümör 1 santimi geçmişti. Bu arada kemoterapiyi tamamlamıştım. Girdiğim internet forumlarında DCA adlı bir ilaçtan bahsedildiğini duydum. Şubat 2009'da bu ilacı kendi başıma almaya başladım. İlacı almaya başladıktan 60 gün sonra yapılan tomografi tümörün %50 küçüldüğünü gösteriyordu. Doktorlar ne yaptığımı sordular, çünkü kemoterapi bitmişti ve başka hiçbir tedavi görmüyordum. Onlara DCA aldığımı söyledim bunun o yüzden olabileceğini söyledim. Pek umursamadılar ve bana DCA kullanmayı bırakmamı söylediler ben de bıraktım. Tekrar kemoterapiye başladım. Eylül 2009'daki tomografim de tümörden iz yoktu! Şu an gayet sağlıklıyım ve bunun kemoterapiyle beraber aldığım DCA sayesinde olduğuna inaniyorum.


İlacı kullanımı hakkında ilacı kullanan hastalarda ilacın özellikle beyin tümörlerinde dikkatli kullanımı hakkında uyarıyor. Çünkü beyin tümörü hastalarında ilaç çay ve kahve gibi zararsız görünen maddelerle dahi etkileşebiliyor ve ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.

Bu ilacın tümör ve kanserlerin yanısıra sarkoidoz hastalarında da olumlu sonuçlar verdiği bildiriliyor.

KAYNAKLAR

  • Generic drug shows promise for brain tumour treatment study shows, Anne McIlroy, Globe and Mail Science, Published on Wednesday, May. 12, 2010
  • Metabolic Modulation of Glioblastoma with Dichloroacetate, E. D. Michelakis, G. Sutendra, P. Dromparis1, L. Webster1, A. Haromy, E. Niven, C. Maguire, T.-L. Gammer, J. R. Mackey, D. Fulton, B. Abdulkarim, M. S. McMurtry and K. C. Petruk, Sci Transl Med 12 May 2010: Vol. 2, Issue 31, p. 31-34