30 Mayıs 2010 Pazar

Beyin Tümörünü 11 kez nasıl yendim? George Plym'in hikayesi

Bu hikaye uzun ve iyi ki uzun! George Plym, Kuzey Carolina WNC Beyin Tümörü Destek Grubunun kurucusu ve başkanı. Aynı zamanda beyin tümörünü 11 kez yenip hayatta kalan ve tümörlerinden kurtulmak için 10 kez ameliyat olmuş bir kişi. Plym "Ne!...Yine mi?" adlı bir kitapçık yazdı. Bu kitapçık George'un beyin tümörü yerine yaşlılıktan ölmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Bu kitapçıktan bir bölümü burada yayınlıyoruz.

Ne!...Yine mi?
Herşey 1967de başladı. Küçükken oldukça sıradan bir çocuk olduğumu düşünüyorum. En sevdiğim seyler balık tutmak, dağa tırmanmak ve hepsinin başında da beyzboldu...Aslında heyşey aslında beyzbol sahasında başladı. 12 yaşındaydım. Vurma sırası bendeydi atıcı topu attı, topa bakarken birden iki topun bana doğru geldiğini gördüm. Kaçırmıştım. Tekrar attılar ve ben tekrar bir çift topun bana geldiğini gördüm. Yolunda gitmeyen ciddi birşeyler vardı. O gün başlayan çift görme aslında korkulu bir rüyanın da başlangıcı idi. Ertesi gün doktora götürüldüm. Doktorun çift görmeye görme sinirlerine yapılan baskının sebep olduğunu anlaması çok zaman almadı. Şiddetli başağrıları ve bulantı da ipuçları arasında idi. Doktor annem ve babamla konuşmak için koridora çıktı. Görmem de sorun olmasına rağmen kulaklarım sağlamdı. Doktorun "Üzgünüm fakat çocuğunuzda beyin tümörü var" dediğini duydum. Bunlar 12 yaşındaki bir çocuğun anne ve babası için dünyayı yıkıcı sözlerdi.

Tümör İllinois Methodist Hastanesinde Dr.Elwood'un becerikli elleriyle alındı. Tümörden arta kalan hücreleri öldürmek için beynime Kobalt ışını radyasyonu uygulandı (O zaman ki geçerli radyoterapi yöntemi). Patoloji uzmanı tümörün portakal büyüklüğünde bir Astrositoma olduğunu söyledi. İşte o zaman bana sadece 1 yıl ömrümün olduğu söylendi. Bu 36 yıl önceydi!!! Ben buna '1 numara' adını veriyorum sene 1967.

Bunun ardından gelen 5 tümörde benzer idi, bu yüzden 7 numaraya gidelim. Çünkü burası herşeyin biraz daha dallanıp budaklandığı bir yerdi.

7 numara (2000 yılı) beni neredeyse öldürüyordu. Seneler boyu bana uygulanan standard cerrahiden sonra, bu sefer bana Wake Forest Tıp Merkezinde GammaKnife cerrahisi uygulandı. Geleneksel cerrahi hemen sonuç verirken, GammaKnife'ın uzun süreli sağkalım oranı aynı hatta daha iyi idi. Dr.Charles Branch'ın dediğine göre çoğu durumda GammaKnife cerrahisi tümörün büyümesini derhal durduruyor ve tümör zamanla küçülüp yokoluyor. Normal cerrahi yöntemlerle müdahele edilemeyecek hastalar genelde bu uygulama için iyi adaylardır. Özellikle geleneksel cerrahinin riskli olduğu durumlarda, başka hastalıkların varolması veya hastanın yaşının ameliyata müsait olmadığı durumlarda oldukça faydalıdır.

Bu sebepten tümörü neşterle kesmeden çıkarma şansı beni heyecanlandırıyordu. Aslında, GammaKnife bir bıçak değil tümörü yoketmek için çok hassas ince bir ışın kullanıyor.

Yeni yüzyılın ilk haftasında 4 Ocak 2000'de ameliyat edildim. Herşey yolunda gitti, aynı gün taburcu olup eve döndüm. Çok farklı hissetmiyordum ama endişelerimin kaynağı yokolmuştu.

3 gün sonra, hastaneye kaldırılmamı gerektirecek büyük bir kriz geçirdim. Doktorlara göre bu beyindeki şişmeden kaynaklanıyordu. Bana şişmeyi indirecek bazı steroidler verdiler. Hala nöbet ler geçiriyordum ve oldukça acı çekiyordum. Tümör beynimin içinde ölüyordu, fakat ölen doku vücudum tarafından yeterince hızlı bertaraf edilemiyordu. Doktorlar omuriliğime kanal açıp beynimdeki basıncı azaltmayı denediler. Çığlıklarım koridordan duyuluyordu, elimde değildi bu oldukça acılı oldu. Fakat daha sık kriz geçirmeme yol açtı.

Belimden omuriliğime bir şant konuldu ve karın boşluğuma verildi. Şant eğer hastada enfeksiyon riski varsa konuyordu ve ben de enfeksiyon riski vardı. Biraz iyi hissetmeye başladım ve eve döndüm.

2 hafta sonra tekrar kötü hissetmeye başladım. Artık, çok zayıf ve hasta idim. Ve şimdi kusmaya başlamıştım ve nöbetler daha sık geliyordu. Eşim Diane Dr. Shaw'ı aradı ve doktorumuz derhal tedavi edildiğimiz hastaneye gelmemizi söyledi. Bu bizim için 2.5 saatlik yoldu. Eşim arabayı sürerken ben arka koltukta Vicodin yiyip bir kovaya kusuyordum.

Yeni MR bende kimyasal menenjit olduğunu gösteriyordu. Dr. Branch ameliyat etmek istemedi. Enfeksiyondan endişeleniyordu çünkü son seferinde artık sınıra gelmişti. Burayı her ameliyat edişinde bu bölgedeki enfeksiyonla mücadele yeteneği kayboluyordu. Beyindeki bir enfeksiyon tümörden daha kötü idi. Ancak beynimdeki "çöp"ü (ölü tümör) çıkarmaktan başka şeçeneği kalmamıştı.

Ameliyattan sağ çıktım. Müşahade odasında kendime geldiğimde uyanıp hemşire ile hiç birşey olmamış gibi konuştuğumu hatırlıyorum. Fakat yoğun bakıma alındığımda acı dayanılmaz hale geldi, çığlık atıyordum, hemşire ağrı kesici birşey verdi. Bana artık morfinin son dozunda olduğumu ve daha fazlasını veremeyeceğini söylüyordu. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar acı duyduğumu hatırlamıyorum. Tanrıya dua ediyordum "Tanrım bana üstesinden gelemeyeceğim dertleri veröeyeceğini söylüyordun. Eh işte bu üstesinden gelemedeğim bir acı.Nolur bu acıyı daha dayanılır hale getir veya ölmeme izin ver". 3 dakika geçmeden acı hafifledi ve rahatladım. Tanrıya şükredin!

2.5 hafta sonra eve gittim. Güçsüzdüm ve bulantım vardı. Fakat bitmemişti...henüz. Şant iyi çalışıyordu ve başımda bir ağrı yoktu. 30 yıl boyunca ilk kez şiddetli başağrılarımın olmadığı günler yaşıyordum, zihnim oldukça açıktı ve nöbetler durmuştu! Fakat sağ yanımdaki şant beni öldürüyordu! Attığım her adımda yaptığım her harekette, aldığım her nefeste, böğrümden bir hançerle bıçaklanıyordum sanki. Yanımda ağrıyı ancak kıvrılıp embriyo pozisyonunda yatarak dindirebiliyordum. Eğer hareket etmezsem, iyileşecekti ve ben düzelecektim...Maalesef!!

Bir sabah tuvalete kalktım. Ayağa kalkınca ayaklarım benim taşıyamadı. Bir önceki gün kendimi fazla zorladığımı düşündüm (yatak odasından oturma odasına kadar yürümeye başlamıştım). Arka üstü uzandım ve hastaneden kalan ördeği kullandım. Sonraki gün farksız hatta daha kötü idi. Değneğime tutunarak, tekerlekli sandalyeye oturdum, kuşları seyrediyordum. Üzerimde şort ve tişört vardı. İşte o an sağ bacağımın şişmiş olduğunu gördüm. Sadece biraz değil, bacağım iki katına çıkmıştı. Korktum! Doktorumun nefessiz kaldığımda veya bacaklarımda şişme gördüğümde derhal acile gitmem gerektiğini söylediğini hatırladım. Eşim işte idi, derhal acil servisi aradım.

Ambulans geldi ve beni acile götürdü, burada ultrason çekildi. Damarlarda pıhtılaşma buldular. Şişme o kadar kötü idi ki sağ ayağımdaki deri çatladı ve kanamaya başladı. Kalçamın üstü de şişmişti.

Tekme yemiş gibi hissediyordum ama sancı sürekli idi. Pıhtılaşmayı çözmek için serum verildi ve kan inceltici (Coumadin) yazıldı. Bazı testler daha yapıldığında oldukça ender rastlanan bir kan hastalığının olduğu tespit edildi "Faktör 5 Leiden mutasyonu". Bu normal bir insana göre kanın %60 daha hızlı pıhtılaşmasına yol açıyordu. Yani, benim damar tıkanıklığına yakalanma riskim çok çok daha fazla idi. 11 gün sonra, şişme çok hafiflememesine rağmen taburcu edildim. Bacağımın normale dönmesi 6 ay aldı. Bundan sonra sürekli kan incelticiler kullanacaktım. Bundan böyle beyin tümörü için endişelenmek yerine, bir yerimi kazarar kesip ölene kadar kanamaktan korkmalıydım!

Hala yanımdaki şant bana çok sancı veriyordu. Herşeyi kazanamazsınız. Şayet yürürsem ya da hareket edersem sancım olacaktı, ama hareket etmezsem başka bir damar tıkanıklığı yaşayabilirdim...Fakat başım harika idi!!! Dr. Branch'e şant hakkında konuşmak için tekrar gittim. Görevini tamamlamıştı ve artık ihtiyacım olmadığına karar verildi. Şantı çıkarmak için yapılan ameliyattan sonra kendimi derhal çok iyi hissetmeye başlamıştım, fakat şant gittiğinden beri başağrıları geri gelmişti. Başağrısına tahammül edebiliyordum ancak şantın ağrısına tahammül edemiyordum! Yavaş ve sancılı bir iyileşme döneminden sonra kendimi tekrar toplum içine girip normal yaşantıma dönecek kadar iyi hissetmeye başladım.

Beyin tümörüne sahip kişiler neredeyse normal bir hayat sürmelerine rağmen, binlerce kişi ciddi sakatlıklarla karşılaşıyorlar. Tümör nüksü düşüncesi benim için bir gerçekti. 2002 yılında 8.kez beyin tümörü teşhisi konuldu. Tekrar GammaKnife ameliyatı yapıldı. Bu sefer herşey yolunda idi.

Kulağa pek öyle gelmiyor ama güzel bir yaşamım var. Ailem dostlarım ve eşim çok şanslıyım.
Gelecek ne gösterir bilmiyorum ancak David Bailey'nin şu sözleri durumu özetliyor "Şayet 500 de 1 şans dahi varsa birisi bu kişi olmak zorunda". Bu beyin tümörü denen illeti tamamen yenene kadar şavaşmaya devam edeceğim.

Aralık 2003
Bir önceki yazımda çabuk konuşmuşum. Buna inanmayacaksınız ama kitapçığıma yeni bir bölüm daha eklemem gerekecek. Evet, geri geldi. 11 Kasım 2003te yapılan MRda yeni bir tümör görüldü. 2 Aralık 2003te MRI desteklı GammaKnife ameliyatı oldum. Ocak ayı ortasında kemoterapiye başlayacağım.

Bu yazıyı yazarken dahi beynimde artakalan tümör hücrelerinin çoğalıp çoğalmadıklarını merak ediyorum. Yoksa, durdular mı, ölüyorlar mı? Bu sorular her beyin tümörü hastasının sorduğu sorular ve MR yaklaştıkça içimizi bir heyecan kaplıyor. Buna rağmen teknolojiye minnetarım. Gerçekten tedavide bir devrimin olacağına inanıyorum ama dayanmamız lazım!

Ocak 2004
Son yazdığım yazıda yazmadığım bir şey vardı. Bu da aslında doktora ilk gittiğimde söylediğim şeydi. "Tamam. O kazandı. Tümör kazandıç Artık savaşmaktan yoruldum. Lütfen beni rahatlatacak birşeyler verin ve ölmeme izin verin". Söylediğime kendimde inanamadım fakat o an öyle hissettim. Çok şükür beyin tümörü grubundaki arkadaşlarım beni ayağa kaldırdılar ve savaşmaya tekrar hazırladılar...

Geçen sene Kasım ayında görülen tümör yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Son MR geçen Aralık ayındaki GammaKnife ameliyatının tümörü tamamen öldürdüğünü gösteriyordu. Fakat her ihtimale karşı 5 gün boyunca günlük 440mg Temodal protokölüne koydular beni.

Nisan 2005
İyi haber 14 ay önce bulunan tümör tamamen yok edildi. Kötü haber ancak başka bir bölgede farklı bir tümör ortaya çıktı. Bu sefer orijinal tümör gibi Oligoastrositoma değil Menenjiyoma. Görünüşe bakılırsa seneler önce aldığım o çok etkili radyoterapi bu tümöre sebep olmuştu. Lanet olsun... Bana bir rahat vermeyecekler mi! Fakat, kontrol edebileceğim şeyler hakkında kendimi sinirlendirmeyeceğim. Bunu uzun süre önce öğrendim. Sanırım oligodendroglioma veya astrositoma olmasındansa menenjiyoma olması daha iyi çünkü diğer tümörlere göre daha yavaş ilerliyor. Yine de büyüyen bir tümör, icabına bakılması gerekiyor. Kemoterapim biter bitmez, tekrar GammaKnife ameliyatı olacağım. Bu benim tek çarem ve bulunmaz bir çare...

Tümöre rağmen uzun süre hayatta kalabildiğim için dünyanın pekçok yanından insanlardan mail alıyorum. Çok kereler, beyin tümöründen ölmeyi reddetiğimi söyledim. Bunu söylerken biraz müneccimlik ettim fakat buna gerçekten inandım. Hala inanıyorum. Fakat sanırım bunun bir sonu geldi. 15 Nisan 2005'te kanser teşhisi konuldu. Beyin kanseri değil. Sol şakağımda bir şişkinlik var. Burası tüm ameliyatların yapıldığı yer. Bu şişkinliği 4 yıl önce keşfettim ancak şimdi bir fındık büyüklüğüne ulaştı. Oldukça yavaş büyüdü ve doktorlar bunun ne olduğunu anlamak için biyopsi yaptılar. Sonuç: Adenokarsinoma. Genellikle bağırsak veya akciğerlerde bulunan bir kanser türü. Doktorlar bunun bir metastaz olduğunu düşünüyor ve asıl kaynağını bulmak istiyorlar. Tomografi yapılacak.

11. beyin tümörümden yeni kurtuldum ve bu o korkulu tümör glioma değil daha zararsız menenjiyoma idi. Tam böyle derken...Bana kansere yakalandığımı söylüyorlar. Beyin tümörüm ile ilgisi olmayan bir kanser.

Hayat adil değil diye kim demişse haklı. Fakat en az benim kadar sıkı savaşıp beyin tümörünü yenemeyen insanları düşünüyorum. Bu onlar için de adil değil, çünkü ben uzun ve nispeten sağlıklı bir hayat yaşadım. Tanrıya bunun için minnetarım.

Temmuz 2005
Yapılan testler, MRI, röntgen, tomografi, PET, kolonoskopiden sonra, doktorlar kanserin kaynağını bulamadılar. Bu kanserim olmadığı anlamına gelmiyor ama yalnızca ellerindeki mevcut imkanlarla tespit edemiyorlar. Dr. Shaw'a göre bu daha önceki radyoterapiye bağlı ikincil bir kanser bir cilt kanseri. Genelde beyin tümörü hastaları radyoterapinin uzun vadeli etkilerini göremeden ölüyorlar. Sanırım, uzun süreli bir beyin tümörü galibi olarak ödülüm...Kanser?

Evet, yere yıkıldım ama orada yatmaya niyetim yok! Hayatım bir hayatta kalma mücadelesinden başka bir şey olmadı. Öyle bir noktaya geldiki artık başka bir mücadele aramaya başladım. Şimdilik plan tekrar radyoterapi görmek. Evet, radyoterapi bendeki bu kanserin sebebi ama bu kanseri durdurmak için de tekrar radyoterapi görmekten başka çare yok! Gerisini artık siz düşünün!

Bunun yanısıra kafamda bazı ciddi sorunlar var. Ameliyatın olduğu yer büyük bir savaşa yol açtı. Beynim tekrar şişmeye ve ağrı yapmaya başladı. 5 yıldır ilk kez tekrar narkotik ilaçlara ihtiyaç duydum. Sebep bilinmiyor ama bir enfeksiyon olabileceği düşünülüyor. Antibiyotik kullanmaya başladım, şişlik biraz indi. Son teşhis kimyasal menenjit oldu. GammaKnife ameliyatından kalan ölü doku çıkamamış ve şişmeye yol açmıştı.

Unutmadan Haziran ayında tiroid bezlerimi aldırdığımı söyleyeyim. Bunun suçunu da radyasyona verelim. Beyin radyasyonundan sonra tiroidin düzgün çalışmaması sık rastlanan bir durum. Boğazımdaki kitle yumruk büyüklüğünde ve kötü huylu idi.

Bundan 2 hafta sonra tekrar radyoterapiye başladım. Tiroid için değil adenokarsinoma için. Geçtiğimiz hafta radyoterapi uygulanan o bölgede 2 yeni tümöre daha rastlandı. Sizce nasıl tedavi edilecek? Radyoterapi ile ve bu sefer daha yüksek doz ile!

Aralık 2006
Kitapçığıma yeni güncellemeler yapmaya korkuyorum. Çünkü ne zaman bir şey eklesem, olaylar yeniden sarpa sarıyor ve yaptığım güncellemelere güncellemeler yapmak zorunda kalıyorum!

53.yaş günümde son radyoterapimi aldım. Hastanede benim için küçük bir parti bile düzenlemilerdi. Bana bir sertifika verdiler, radyoterapiye bu kadar dayabildiğim için. Neden bilinmez çok duygulandım ve ağladım.

Ağustos ayından Şubat'a kadar pek iyi gitmedi. Oldukça büyük sancılar içindeydim ve doğru düşünemiyordum. Kahve fincanını dahi kaldırmak bana başağrısı veriyordu. GammaKnife ve radyoterapi arası beynimde şişme oldu ve bu her attığım adımda ağrı olarak bana geri döndü. 9 Şubatta kriz geçirmeye başladım. Çok değişikti bunlar. Sağ el parmak ucumdan başlayıp koluma ve omzuma doğru yükseliyordu.

Konuşma yeteneğimi yitiriyordum. Günde 2 veya 3 kez görüyordum. Neredeyse sayabilirdim, yemeği bitirdikten 45 dakika sonra geliyordu. Kesfettim ki yiyecekleri çiğnemek çenemi ve oradanda şişkinliği rahatsız ediyordu. Daha küçük ısırıklar almaya başladım, yumuşak yiyecekleri seçtim ve yemekten bir saat önce Advil almaya başladım. Ama yine de günün değişik zamanlarında görmeye başladım özellikle de gece uzanıp yattığımda.

Her kriz bir iz bırakır. Ne zaman nerede duracağını bilemezsiniz, elde mi kolda mı, yoksa daha büyük bir soruna mı yol açacak. Kısmi nöbetler için bir yöntem keşfettim. Bu da şu: Beyin aynı anda iki sinyali işleyemez. Bunun bir örneği, kolunuzu bir yere çarptığınızdadır. Ovarsınız çünkü ovma beyne giden acı sinyalini bastırır. Böylece ben de kriz gelmeye başladığında küçük bir fırça ile ovuyordum. Çok bilimsel bir yöntem değil ama işe yarıyor! Öğrendim ki krizleri önlemek için aldığım Dilantin aslında krizlere yol açıyormus. Bunu Keppra ile değiştirdik. Bundan sonra hiç kriz geçirmedim!

Yaz boyunca kendimi iyi hissettim. Eylül ayında tekrar başağrıları daha sık başladı. Gecenin bir yarısı uyanıyordum ve bütün vücudum titriyordu, kalbim deli gibi atıyordu. Ativan yardım ediyor gibiydi.

Ekim ayında MR ve tomografi çekildim. Kanserden eser görünmüyordu ve tümör küçülmüştü. Doktorum titremenin anksiyeteden olabileceğini söyledi. Ben ise doktoruma anksiyeteyi kontrol edebileğimi ancak bunun uyurken geldiğini söyledim. Bana travma sonrası rahatsızlığı için olan Zoloft yazdı.

30 yıldır beyzbol koçluğu yapmaktaydım ve sonunda emekli olmak zorundaydım. Artık kendimi %100 veremiyordum. Nasıl oyuncularımın %100 vermesini bekleyebilirdim? Yeni hobim gitar tamir etmek ve zil yapmak. Fiziksel olarak eskisi gibi değilim ama kafam hala iyi çalışıyor, 11 tümöre rağmen. İnsanlarla sohbet edebiyorum, beyin tümörü destek grubuna katılabiliyorum ve hepsinden önemlisi herkese umut olduğunu gösterebiliyorum!

Nisan 2008
Bu benim 11 tümörden sonra beyin tümörü galibi olarak 41. yılım! Sağlığım hakkında pek fazla söylenecek birşey yok. Ağustos ayında bir korku yaşadım. MRda tekrar gelişme görüldü ancak doktorum bekleyip 3 ay sonra tekrar bakmak istedi. Sonraki MR temiz çıktı!

Bazı hafıza ve algılama problemlerim oluyordu. Doktorlar bunun bunca senedir gördüğüm radyoterapiden olduğunu söylüyorlar. Ocak ayından beri Aricept alıyorum. Bu ilaç Alzheimer hastalığı için kullanılıyor. Wake Forestta yapılan bir araştırmaya göre bu ilaç beyin tümörü hastalarında algılamayı artırıyor ve radyoterapiyi müteakip sorunları azaltıyor. Bildiğim kadarı ile bu bu konudaki ilk çalışma. Size bu ilaca başladığımdan beri büyük bir fark gördüğümü söylemeliyim! Yalnız biraz uyumakta güçlük çekmeye başladım. Bu ilacın bir etkisi.

Şubat 2010
Hala hayatta olup olmadığım hakkında pek çok email aldım. Ehh hala buradayım!

Ocak 2009daki MRımda farklı bir bölgede gelişme görüldü. Sanıyorum bu menenjiyoma, oligo veya astrositoma değil. Sizce de şanslı değil miyim!? Cidden eğer tümörünüz olacaksa bunun menenjiyoma, olmasını dileyin!

İyi beyin tümörü yok ancak menenjiyoma hastaları için iyi bir şans var. Doktorlar bununda gördüğüm radyasyon terapilerınden olduğunu söylüyorlar. Haberi aldığımda biraz sarsıldım ancak derhal "Beyin tümöründen ölmeyeceğim!" moduna girdim. Tekrar savaşma zamanı.

Ocak ayındaki MR bir gelişme göstermedi yani durum kontrol altında. 6 ay sonra tekrar kontrol edeceğiz. Bu son yaşadığım sorunların hepsine radyasyonun sebep olduğu düşünülüyor. Denge ve koordinasyonda bazı sorunlarım oldu. Geçen yıl düştüm ve omzumu kırdım ve ameliyat olmak zorunda kaldım. Yılbaşından hemen önce yine düştüm ve bir kaburgamı kırdım. Aldığım kan incelticiler yüzünden biraz korktum.

Yani aslında, çok iyiyim! Hala savaşıyorum... Savaşmak sizi güçlü yapıyor. Tüm beyin tümörü olan dostlarıma tavsiye ederim!

George Plym, Başkan
WNC Beyin Tümörü Destek
wncbts @ bellsouth.net
www.wncbraintumor.org

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Cep telefonu beyin tümörü veya kansere yol açar mı?

Cep telefonlarının kansere veya beyin tümörüne yol açıp açmadığını söyleyen çalışmalar taraflıdır, diyor Güney kore Kanser Ulusal Kanser Merkezi başkanı Dr. Myung . Ekibi ile yaptığı çalışmada cep telefonu kullanımı ile beyin tümörleri arasında bir ilişkinin olduğunu ortaya koyuyor. Cep telefonlarının gerçekten kanser yapmadığı bir yana, şayet böyle bir sonuç ortaya çıkarsa, milyarlarca dolarlık bir endüstri bundan zarar görecek ve yüzbinlerce davanın yolu açılacak. Yani böyle bir sonuç tüm dünya çapında ekonomik bir felaket demek.

Şirketler bir yana bizler dahi böyle bir sonucun çıkmamasından yanayız çünkü aksi takdirde yaşamımızın hatta vücudumuzun ayrılmaz bir parçası haline gelen cep telefonundan vazgeçmek zorunda kalacağız. İşte bu koşullar altında herhangi bir bilimsel çalışmanın tarafsız olarak bir sonuç bildirmesi çok zor. Bildirse de bunun geniş çapta kabul görmesi kolay değil.

Berkeley Üniversitesi Aile ve Toplum Sağlığı Merkezi müdürü Prof. Joel Moskowitz uluslarası saygın tıp dergilerinden Journal of Clinical Oncology'de yayınladığı 8 farklı araştırmayı inceleyen  makalede, cep telefonu kullanan kişilerin diğerlerine oranla %10 ila %30 daha fazla beyin tümörü olma riskinin olduğunu ortaya koyuyor.

Cep telefonu beyin tümörüne yol açıyorsa kuşkusuz buna en çok yakalanma riski bütün günlerini telefonda geçiren insanlar olmalıdır. Bu konu ile ilgili bir araştırma yapan Christopher Ketcham şunları söylüyor:

Araştırma yaptığımı duyan bir arkadaşım tarafından dünyanın en işlek borsası olan Wall Street'de yatırım bankacılığı yapan  Jim adlı bir kişi ile tanıştım. Bu kişi henüz 35 yaşında ve 5 yıl önce beyin tümörü teşhisi konulmuş. İşi dolayısı ile gününün 16 saatini telefonda geçiren Jim'in beyin tümörü ne tesadüftür ki her zaman telefonu dayadığı sağ kulağının hemen arkasında. Amerikan iş dünyasının kalbi Manhattan'da Jim'i tedavi eden doktorla konuştuğumda bana aslında Jim'in hiç yalnız olmadığını, giderek artan sayıda genç ve sağlıklı insanda  beyin tümörü teşhis ettiğini söylüyor. Jim'in kendisi de bunu doğruluyor, aynı şirkette çalışan pek çok arkadaşının beyin tümörüne yakalandığını veya öldüğünü söylüyor.

Aslında elektromagnetik dalgaların insan beynini etkilediği yeni birşey değil. 1960 yılında nöroloji uzmanı Dr. Allan Frey, kendi adı ile anılan "Frey etkisi"ni ortaya çıkardı.

General Electric şirketinde çalışan genç bir radar teknisyeni, Dr.Frey'e radara kilometrelerce ötede etki alanında durduğunda radarı duyabildiğini söylemişti. İddiayı ciddiye alan Frey kendisi de radarların çalıştığı bu bölgeye gitti ve bu olaya şahit oldu. Radarı duyma kulak ile gerçekleşmiyordu, kulaklar kapatılsa dahi radar sinyalleri beynin içinde uğultu şeklinde duyulup algılanıyordu. Yani elektromanyetik dalgalar doğrudan beyin ile etkileşim içinde idiler. Oysa o zamana kadar elektromanyetik dalgaların hiçbir etki bırakmadan organik materyallerin içinden geçtiği düşünülüyordu.

Konu hakkında bir fikir sahibi olabilmek için cep telefonları ile ilgili şunları bilmeliyiz:

  1. Cep telefonları mikrodalga yayarlar
  2. Cep telefonları ısı yayarlar
  3. Cep telefonlarını beyne yakın tutarız
  4. Bazı beyin tümörleri vakalarında cep telefonuna yakın tarafta ve anten şeklini andırır yapılar gözlemlenmiştir
Cep telefonlarının güvenli olduğunu iddia edenlerin dayanak noktaları ise şunlardır:

  1. Cep telefonları herhangi bir hasara yol açmayacak kadar düşük seviyeli radyo frekansları yayarlar
  2. Yayılan enerji iyonize etmeyen dalga spektrumundadır, yani molekül bağlarını veya DNAya hasar vermezler
  3. Milyonlarca insan cep telefonu kullanmaktadır. Herhangi bir problem olsa idi bu çok daha görünür olurdu.

17 Mayıs 2010'da Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından finanse edilen Uluslarası Kanser Araştırma Ajansı 13000 kişi üzerinde 10 yıl boyunca yaptığı araştırma da günde 30 dakika kadar az cep telefonu kullanımının dahi beyin tümörü (glioma) riskini artırdığını bildiriyor.

Tamoksifen

Tamoksifen, Astra-Zenaca firması tarafından geliştirilmiş özellikle göğüs kanseri tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Bunun yanısıra ilacın beyin tümörü tedavisinde iyi sonuçlar verdiği, radyoterapi sırasında kullanılldığında tümörü ışına karşı daha duyarlı hale getirdiği ve radyoterapi sırasında beyinde oluşan hasarı tedavi edici özelliği son yıllarda yapılan çeşitli bilimsel çalışmalarla ispatlanmıştır.

Tamoksifen diğer kemoterapi ilaçlarına göre yan etkileri çok az olan bir ilaçtır. İlk olarak 1960 yıllarda doğum kontrol ilacı araştırması yapan bilimadamlarınca bulunmuştur. Doğum kontrol ilacı etkili olmamasına rağmen kanser hastalarında tümörü tedavi özelliği keşfedilmiştir.
İlacın bulunmasının üzerinden 25 yılı aşkın süre geçtiği için ilacın patenti kalkmıştır. Bu da ilacın rahatlıkla üretilebilmesine ve çok düşük fiyatlara satılabilmesinin önünü açmıştır. Bu sebepten yüksek maliyetlerdeki anjiyojenesis ilaçlarına (Altuzan ve Erbitux gibi ) ekonomik bir alternatif olabileceği gibi radyoterapi etkisini artırıcı ve radyoterapi sırasında oluşan beyin hasarlarını tamir edici özelliği de vardır.

Beyin tümörünü yenmiş 10-15 yıldır sağlıklı yaşayan hastaların neredeyse tamamına yakının uyguladığı bir ilaçtır.

Kanser Tedavisinde Tamoksifen

Tamoksifen Harvard Üniversitesi profesörlerinden Dr. Judah Folkman tarafından geliştirilen kanser tedavisi protokolünde kullanılan 3 ilaçtan biridir. Dr. Folkman, şu an klinik deneyleri yapılan 50ye yakın yeni kanser ilacının  temelini oluşturan anjiyojenesis (yeni damar gelişimi) olayını keşfeden kişidir. Bu ilaçların arasında Altuzan, Erbitux, Endostatin, Angiostatin, Panzem, Herceptin, Velcade ve Tarceva sayılabilir.

Folkman 1960-1962 yılları arasında Amerikan donanmasında kanser üzerinde çalışmaya başlamıştı. Folkman'a göre şayet tümörlerin gelişimi bunları besleyen damarlara bağlı ise, bu damarların gelişimi durdurulursa tümörde kuruyup ölecektir. Önceleri pek çok uzman bu konuyu önemsiz buldu ancak Folkman çalışmalarını sürdürdü. Folkman ve ekibi 1992 yılında Navy isimli bir golden retrieveri Celecoxib, Doxycycline ve Tamoksifen den oluşan ilaç kokteyli ile tedavi etti. Navy tedaviden sonra tamamen kanserden kurtulmuştu. Bu protokol Navy Protokolü olarak bilinmeye başladı. Bundan sonra Tamoksifen'in tek başına anjiyojenesisin durdurucu etkisi hayvan deneyleriyle kanıtlandı.

Beyin Tümörü ve Tamoksifen

Diğer kanser türlerinde alınan başarılı sonuçlar Tamoksifen'in beyin tümörleri üzerinde de uygulanmasının önünü açtı.

1999 yılı Şubat ayında İtalya'da nükseden yüksek düzeyli gliomalarda Procarbazine ve yüksek doz Tamoksifen uygulaması üzerine Faz 2 deneyleri yapıldı. Bu çalışmada nükseden yüksek seviyeli gliomaya sahip 53 hasta üzerinde Tamoksifen ve Procarbazine ilaçları birlikte denendi. Uluslarası Klinik Onkoloji mecmuasında yayınlanan sonuçlarda Procarbazine ve yüksek doz Tamoksifen uygulanan hastalarda tedaviye oldukça yüksek cevap alındığı bildirildi.

2006 yılı Temmuz ayında Kanada'da nükseden kötü huylu gliomalarda yüksek doz Tamoksifen ve Karboplatin uygulamasına ait bir Faz 2 deneyi yapıldı. Nükseden GBMe sahip 27 hasta uzerinde Tamoksifen ve Karboplatin kombinasyonu denendi. Uluslarası Nöronkoloji mecmuasında yayınlanan sonuçlara göre bu tedavi diğer kemoterapiler kadar etkili sonuç vermekte. Bazı hastalarda (özellikle karma hücreli beyin tümörlerinde) uzun süreli hastalıksız sağkalım elde edildi.

Kaynaklar
  • J Clin Oncol. 1999 Feb;17(2):645-50. Procarbazine and high-dose tamoxifen as a second-line regimen in recurrent high-grade gliomas: a phase II study. Brandes AA, Ermani M, Turazzi S, Scelzi E, Berti F, Amistà P, Rotilio A, Licata C, Fiorentino MV. Department of Medical Oncology, Azienda Ospedaliera, Padova, Italy. 

    • J Neurooncol. 2006 Jul;78(3):311-6. Epub 2006 May 19. A phase II study of carboplatin and chronic high-dose tamoxifen in patients with recurrent malignant glioma. Tang P, Roldan G, Brasher PM, Fulton D, Roa W, Murtha A, Cairncross JG, Forsyth PA. Department of Oncology, Tom Baker Cancer Centre, Calgary, Alberta, Canada. 
    • Remembering Judah Folkman: Biography, Harvard Medical School

    26 Mayıs 2010 Çarşamba

    Kemoterapi ve Akciğer Yetmezliği

    Kemoterapi gören hastaların en büyük sorunlarının başında çeşitli akciğer rahatsızlıkları geliyor. Akciğer rahatsızlıkları aslında kemoterapiyi aksatan en büyük etken. Çoğu zaman sırf bu yüzden hastalar kemoterapiye ara vermek zorunda kalıyor. Bazı durumlarda ise akciğer yetmezliği hastanın yeğane ölüm sebebi. Bu sebepten bu konu kemoterapi gören hastalar için çok büyük önem taşıyor.

    Kemoterapi sırasındaki akciğer rahatsızlıklarının nedeni ise tedavi sırasında vücudu virüslere ve bakterilere karşı koruyan akyuvar sayısının azalması. Akciğerler ise solunan hava ile havada sürekli mevcut olan ancak sağlıklı insanlar için bir tehdit olmayan ancak düşük akyuvar sayısına sahip insanlarda hastalık yapıcı mikroorganizmalara maruz kalıyor.

    Oksijen Takviyesi ile Korunma
    Bu yüzden akciğer rahatsızlıklarını azaltmanın ilk yolu mümkün olduğu kadar oksijeni yüksek ve temiz bir hava solumak. Bu noktada oksijen maskeleri ve tüpler çok faydalı olabilir. Çünkü çoğu mikroorganizma saf oksijen içinde yok olmaktadır.

    Yeni ve Gizli bir Yöntem: C Vitamini + Arginine Tedavisi
    Araştırmalarımız sırasında tesadüfen Japon onkolog Dr. Fukumi Morishige tarafindan 2009 Subat ayında yapilan uluslarası bir patent başvurusu kemoterapi gören hastalarımız için bir umut ışığı olabilecek gibi görünüyor.

    Dr. Morishige'nin ismi çesitli mantarların kanser tedavisinde kullanilmasi ile de yaptığı araştırmalardan dolayı kulağa hic yabancı  değil.  Kendisi halen Amerika'da ünlü Linus Pauling Bilim ve Tıp Enstitütüsünde araştırmacı olarak çalışıyor ve yeni ve yan etkisiz tedavi yöntemlerini araştırıyor.


    Bu patent basvurusu sessiz sedasiz yapilmis hic bir yerde buna  dair bir habere ve bilgiye rastlamak mümkün değil. Bu yüzden sitemizde bunu  sizlerle de paylasmak  istiyoruz:


    Özetle patent  akciger yetmezliğini yuksek doz C Vitamini ve Arginine  (bir aminoasit) ile birleştirerek tedavi etme yöntemini anlatıyor. İlgilenenler orijinal metni burada bulabilirler.

    http://www.faqs.org/patents/app/20090209640#ixzz0gBB6SANn

    Bu başvuruda bahsedilen tedavi yönteminde, hastaya ağızdan kilosu başına 300 ila 500 miligram günlük C Vitamini ile beraber 6-9 gram Arginine veriliyor.  Arginine, bir aminoasit ve genelde fitness ve vücut  geliştiriciler tarafindan bolca kullanilan ve neredeyse her yerde bulabileceginiz bir madde. Ne C vitaminin ne de Arginine'in (vücudun yapıtaşlarından biri) herhangi bir yan etkisi yok.


    Burada bahsedilen C vitamini dozu gunluk tavsiye edilen oranlarin kat kat ustunde.  Patentte de belirtildigi gibi insanlar günlük 200 grama  kadar saf C vitaminini herhangi bir ciddi yan etki olmadan tolere
    edebiliyorlar.

     Patent dosyasinda bu yöntemin çesitli virüslu hastalıkları da başari ile tedavi ettiği belirtiliyor, bunlar arasinda kuş gribi, domuz gribi, meksika gribi gibi turleri olan influenza da var. Bu bizim icin çok önem taşıyor çünkü kemoterapi sırasında akyuvar sayısı normal  seviyelerin altina dustugunden, kemoterapi goren hastalar en basit  viruslerden bile hastaliga yakalanip oldukca agir gecirebiliyorlar bu  hastaligi.


    Şayet herhangi bir sekilde care bulamadiysaniz umarız bu anlattığımız yöntemler bazilarimiza yardım eder.

    24 Mayıs 2010 Pazartesi

    Hayat kurtaran tümör aşısı DC Vax-Brain

    Dünyanın ilk beyin tümörü aşısı DC Vax-Brain hayat kurtarıyor. Brad Silver 38 yaşında, sağlıklı ve normal bir yaşam sürüyor. Ancak hikaye böyle başlamadı. 2003 yılında fenalaşıp hastaneye kaldırıldığında doktorlar ona beyninde ameliyat edilemeyecek büyük ve agresif bir tümörün bulunduğunu ve sadece 2 ay ömrü olduğunu söyleyince dünyası bir anda değişti. Evde henüz emeklemekte olan bir çocuk ve karnı burnunda hamile eşi ile tümöre yenik düşmek onun için bir alternatif olamazdı. Hemen tümörü ameliyat edebilecek bir cerrah aradı ve buldu. Tümörün bir kısmı alındıktan sonra DC-Vax adlı yeni bir ilacın klinik deneylerine katıldı. Doktorların ilk bakışta 2 ay ömür biçtikleri Silver 6 yıl sonra hala hayatta. Eşi ve çocukları ile sağlıklı ve aktif bir hayat sürüyor ve beyin tümörü ile savaşan diğer hastalara destek ve esin kaynağı olmak için konferanslara katılıyor.

    "Beyin kanser teşhisi konulup 2 ay ömür biçtiklerinde, dostlarım bana bu istatistikleri alıp pencereden atmamı söylediler. Halen DCVax aşısı olmak için Kaliforniya ya geliyorum ve burada olduğum süre içinde hergün surf yapıyorum. Kanser benim için yaşam değiştiren gözümü ve gönlümü açan bir deneyim oldu. Teşhisler rakamlara ve istatistiklere dayanır, ben ise bir rakam değilim. Beyin kanseri olduğumu öğrendiğim gün, ben beyin tümörünü yenip hayatta kalan biri oldum. Halen hayattayım ve hayatı seviyorum."

    Northwest Biotherapeutics şirketinin ürettiği DC-Vax halen 2. faz klinik deneylerde. Ancak şimdiden sonuçlar yüz güldürücü. İlaç henüz klinik deneylere girmeden önce gönüllü hastalar üzerinde denendi. Yaklaşık 20 hasta üzerinde yapılan ilk çalışma sonuçlarına göre DC-Vax tedavisi gören hastaların %22si  6 yılı aşkın bir süredir hala hayatta. Hastaların %85'inde ise hali hazırdaki standard tedavilerden daha uzun süre hayatta kalım sağlandı.

    Klinik deneylerden önce başlatılan çalışmalara göre bu hastalar uzun süre sağkalıma eş olarak DCVax tümör gelişiminde ve tekrarlamasında ciddi gerilemeler sağladı. Klinik deneylerdeki hastaların %74'ü 1 yılı aşkın bir süredir tekrarlama görmüyor, oysa GBM hastalarında bu süre ortalama 6,9 ay olarak hesap ediliyor.  Tedavi gören hastaların %45'inde 2 yılı aşkın bir süredir hiçbir tekrarlama belirtisi görmemiş, %33ü 3 yıldır tekrarlamasız yaşıyor, %28'ü 4 yıldır ve %22sinde ise 5 yıldır bir tekrarlama görülmüyor.

    DC Vax-Brain bir aşı. Bu aşı hastanın kendi tümöründen alınan bir örnekle o kişiye özel olarak hazırlanıyor. Aşı hastanın kendi bağışıklık sistemini tümör hücrelerini tanıyıp yok edecek şekilde eğitiyor. Tedavinin bir parçası olarak hasta önce ameliyat ediliyor ve aynı zamanda hastadan kan örnekleri alınıyor. Tümörlü dokudan elde edilen biyolojik işaretler, hastanın kanından elde edilen bağışıklık hücrelerine (dendritik hücreler) tabi tutuluyor. Eğitilen dendritik hücreler herhangi bir aşı gibi kolun üst kısmından yeniden hastaya veriliyor.
    Bu yöntemde tedavi hastanın kendi hücreleri kullanılarak yapıldığı için diğer tedavilerin aksine hastaya hiçbir yan etkide bulunmuyor.

    Kişiye özel bu aşının hazırlanması yaklaşık 10 gün sürüyor ve bu sürenin sonunda hastaya bir kaç yıl yetecek kadar aşı elde edilebiliyor. Böylelikle bu aşı hasta için sürekli hazır olan bir ilaç oluyor. İlacın üreticisi Northwest Biotherapeutics şirketi aşı hazırlama süresini düşürecek ve otomatize edecek bir sistem üzerinde çalışıyor.

    Şu an Amerika'da 13 değişik merkezde 240 hasta ile başlanan ikinci faz deneyleri devam ediyor. Şirket önceki çalışmalardan elde edilen uzun süreli sonuçları yayınlamaya devam ediyor.

    10 Mayıs 2010 Pazartesi

    Gliomatosis Cerebri Teşhis ve Tedavi

    Gliomatosis Cerebri (GC) oldukça ender görülen yaygın (diffüz) bir beyin tümörüdür. Genelde tümör hücreleri yapılarını kaybetmezler. Tümör beynin birden fazla lobuna birden yayılmıştır. Bu sebepten sıklıkla Diffüz Astrositoma ile karıştırılabilir. Ancak astrositoma yalnızca astrosit adı verilen yıldız şeklindeki beyin hücrelerini etkiler ve mutasyona uğratır. Gliomatosis Cerebri ise beynin beyaz maddesinde bulunan tüm hücreleri etkiler. Bu hücrelerdeki şekil değişiklikleri belirgin değildir. Astrositoma ve GBM gibi diğer beyin tümörleri topaklar şeklinde yapılar oluştururken GC'de bu hücreler geniş bir alana yayılmıştır.

    GC her yaş grubundan insanı etkileyebilir. Ancak 30lu yaşlarda sıklıkla karşılaşılır.

    Teşhis
    Çok ender rastlanıldığı için tecrübesiz ve yeterince bilgisi olmayan doktorlar ve patoloji laboratuarları tarafından kolayca Diffüz Astrositoma teşhisi koyabilmektedir. Ancak bilinmelidir ki MR görüntülerinde GC geniş bir alana yayılmıştır ve o kadar geniş bir alana yayılı başka tip bir tümör hastada çoktan ciddi hayati tehlikelere yol açar. GC de ise MR görüntülerinde tümör ne kadar büyük görünürse görünsün bunun aynı büyüklükteki diğer tümör türlerine göre hastaya etkisi çok azdır.

    Tübingen Üniversitesi Nöroloji bölümünden Dr.Herlinger ve arkadaşlarının 2002 yılında yaptığı bir araştırma da GC hastalarının biyopsileri difüz astrositom, oligoastrositom ve anaplastik astrositoma ait belirtiler gösterdiği görülmüştür. Genetik incelemelerinde ise TP53 ve PTEN gen mutasyonları görülmüştür. EGF reseptörünün normal üstü değerlerde olduğu görülmüştür. Ancak CDK4, MDM2, veya CDKN2A genlerinin silinmesi olayına rastlanamamıştır. Bu özellikler de patoloji incelemesi sırasında doğru teşhisin konulabilmesine yardımcı olur.

    Tedavi

    AMELİYAT
    Gliomatosis Cerebri beyine oldukça yayılı ve girişgen bir tümör türü olduğundan ameliyat uygulanacak bir tedavi yöntemi değildir. Teşhiste astrositoma ile karıştırılması çoğu zaman gereksiz ve tehlikeli cerrahi müdahalelere yol açar. Şayet hasta da başka sorunlar yoksa ameliyattan kesinlikle kaçınılmalıdır. [Sanson et al 2005]

    RADYOTERAPİ
    Aynı şekilde yayılı bir tümör oluşu yüzünden Gliomatosis Cerebri'ye Radyoterapi uygulanması da son derece risklidir. Radyoterapi geniş bir alana uygulanacağından bu, hastalarda fonksiyon kaybı ve radyoaktivite zehirlenmelerine yol açabilir.

    Radyoterapi uygulanabilen Astrositoma ve GBM gibi başka tür tümörlerle karıştırılması bu hastalığa gereksiz ve tehlikeli Radyoterapi uygulanmasına yol açar. [Sanson et al 2005]

    KEMOTERAPİ
    Tedavi de Temodal birincil olarak kullanılır. Procarbazine - CCNU - Vincristine terapisi de uygulanabilir. İlk kemoterapi hastalarda %30 a yakın bir düzelmeye yol açar. Bu düşünüldüğünde yavaş ilerleyen tümörlerde Temodal, PCV tedavisine iyi bir alternatif olabilir. [Sanson et al 2005]

    Tübingen Üniversitesinde ki çalışma da 6 hastadan 4üne Procarbazine, Carmustine, Vincristine (PCV) kemoteraoisi uygulanmış ve hastalar da tümörün kısmen gerilediği gözlemlenmiştir.

    2008 yılında Bonn Üniversitesinden Dr.Glas ve Mainz Üniversitesi, Zürih Üniversitesi Hastanesi ve Tübingen Üniversitesinden arkadaşları ile 3 değişik merkezde yaşları 27 ile 72 arasında değişen 12 hastaya, Procarbazine ve CCNU tedavisi uygulamışlardır ve bu tedavinin çok başarılı sonuçlar verdiğini bildirmişlerdir. Glas ve arkadaşlarının uyguladığı terapide hastalara 4 hafta ara ile 3 kez 60mg/m2 dozunda Procarbazine uygulanmıştır. Hastalara tedavinin başında ve sonunda 110mg/m2 dozunda CCNU verilmektedir. [Glass et al 2008].


    Halen Almanya'da Tübingen Üniversitesine bağlı Hertie Institute for Clinical Brain Research'de Prof. Dr. Arthur Melms tarafından NOA-05 kod adlı GC hastalarını da kapsayan bir klinik deney yürütülmektedir. Bu çalışmada hastalara ana tedavi olarak doğrudan Procarbazin (Natulan) ve CCNU/Lomustine (Cecenu) verilmektedir. Tümörde ilerleme olduğu takdirde hastalara Radyoterapi uygulanmaktadır.

    Mainz Üniversitesinden Dr. Marcel Seiz ve arkadaşları Temodal ile etkin maddesi Celecoxib olan Pfizer firmasının ürettiği Onsenal adlı ilacı düşük dozda sürekli uygulamışlardır. Tümörde damarlanma gösteren (anjiyojenesis) üç hastada bu tedavi damarlanmanın gerilemesine yol açmıştır ve tümörün ilerlemesini durdurmuştur

    KAYNAKLAR




    • Gliomatosis cerebri: molecular pathology and clinical course. Herrlinger U, Felsberg J, Küker W, Bornemann A, Plasswilm L, Knobbe CB, Strik H, Wick W, Meyermann R, Dichgans J, Bamberg M, Reifenberger G, Weller M. Ann Neurol. 2002 Oct;52(4):390-9. PMID: 12325066
    • [Gliomatosis cerebri] Sanson M, Napolitano M, Cartalat-Carel S, Taillibert S. Rev Neurol (Paris). 2005 Feb;161(2):173-81. Review. French.
    • Procarbazine and CCNU as initial treatment in gliomatosis cerebri. Glas M, Rasch K, Wiewrodt D, Weller M, Herrlinger U. Oncology. 2008;75(3-4):182-5. Epub 2008 Oct 8. PMID: 18841032
    • Gliomatosis cerebri. Sharma S, Kalra V, Garg A, Suri V, Suri A. Indian J Pediatr. 2009 May;76(5):553-4. Epub 2009 Apr 23. PMID: 19390795
    • First experiences with low-dose anti-angiogenic treatment in gliomatosis cerebri with signs of angiogenic activity. Seiz M, Kohlhof P, Brockmann MA, Neumaier-Probst E, Hermes P, VON Deimling A, Vajkoczy P, Schmieder K, Tuettenberg J. Anticancer Res. 2009 Aug;29(8):3261-7. PMID: 19661344

    4 Mayıs 2010 Salı

    Tümör aşısı onaylandı

    Tümöre karşı geliştirilen ilk aşı Amerika sağlık bakanlığı FDA tarafından onaylandı. Provenge isimli aşı ilk olarak prostat kanserine karşı kullanılacak. Aşı hastanın kendi kanından akyuvarlar alınarak yapılıyor. Alınan akyuvarlara onları tümör hücrelerini tanıyıp yok etmek için eğiten bir ilaç uygulanıyor. Bundan sonra elde edilen aşı hastaya yeniden veriliyor.

    Yapılan klinik deneylerde ilacın prostat kanseri hastalarında halihazırda uygulanan tedavilerden çok daha iyi sonuçlar verdiği gözlemlenmiş. Aşı tamamen hastanın kendi hücrelerinden hazırlandığı için de hastada herhangi bir yan etkiye yol açmıyor.

    Bu aşı kanser ve tümör için dünyada onaylanan ilk ilaç. Uzmanlar bunun kanser ve tümör tedavisinde önemli bir adım olduğunu ve beyin tümörü gibi diğer tümör hastalarına da uygulanabileceğini belirtiyorlar.

    İlacı üreten Dendreon adlı firma ilacın ilk olarak Amerika da 50 merkezde uygulanmaya başlayacağını söylüyorlar. 2011 yılının ortalarına doğru Amerika genelinde yayılmanın tamamlanacağını bildiriyorlar.

    Aşı tedavisinin toplam maliyetinin 65bin dolar olacağı tahmin ediliyor. Bu da halihazırda kullanılan Altuzan ve Erbitux adlı yeni ilaçlara yakın bir maliyet. İleride aşının ucuzlaması ve tüm dünyada tümör hastalarına uygulanması planlanıyor.