21 Nisan 2010 Çarşamba

Soru: Beyin tümörüne ne iyi gelir? Beyin tümörüne iyi gelecek gidalar nelerdir?

Neler iyi gelirden önce, neler kötü gelir sorusuna cevap verelim çünkü şu an dahi bilmeden tümörünüzü besliyor olabilirsiniz. Beyin tümörü hastalarına faydası olabilecek gıdaların tamamı bilinmesede zararı olacak gıdaların adı bellidir.

Beyin tümörü hastalarının kesinlikle uzak durması gereken yiyecekler içlerinde şeker, glikoz, fruktoz, dekstroz bulunan yiyeceklerdir. Çünkü tümör hücreleri hızla ürerken diğer hücrelere göre daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Aldığınız kemoterapi ilaçları (örneğin Altuzan) onların beslenmesini engellemeye çalışırken, şeker içeren gıdalarla bunun üremesine yakıt sağlarsınız. O yüzden her türlü şekerden uzak durmak yerinde olur. Dekstroz gibi şekerler çok hızlıdır ve doğrudan beyne ulaşır.

Örneğin üzüm yüksek dekstroz içerir. Bilgisiz kişiler tarafından kan yapsın diye verilen üzüm aslında hastaya çok büyük zarar verebilir. Sağlıklı hastaya iyi gelebilen bu gıda tümör hastasında onun tümörünün üreme hızını artırabilir.

Şeker türleri içine her türlü karbonhidratta dahildir. Çünkü bunlar alındıklarında doğrudan şekere çevrilirler. Uzak durulması gerekenler, tüm unlu mamüller, pirinç, patates ve bakliyatlar.

Aynı şekilde bazı bilgisiz kişiler iyi geleceğini düşünerek tümör hastalarına bal, karakovan balı, pekmez vermektedir. Bunlar sağlıklı insanlara iyi gelsede beyin tümörünü besler, hastaya fayda yerine zarar verir.

Karbonhidratlar ve şekerden uzak kalmak kaydı ile tüm besinleri fazla fazla tüketin. Yeşil sebzeler, et, tavuk, balık süt ürünleri, yumurta.

Ketojenik diyet adlı özel bir diyet beyin tümörlerini küçültücü özelliğe sahiptir. Bu diyette hasta karbonhidrat ve şeker alımını tamamen keser ve yalnızca, protein (et, balık) ve yağlarla (süt, peynir, kaymak) beslenir. Vücudun enerji ihtiyacı şekerler yerine yağlardan karşılanır. Beyindeki sağlıklı hücreler besinlerini yağlardan sağlayabilmekte iken, tümör hücreleri enerjilerini yalnızca şekerden karşılarlar. Onların besinlerinin kesilmesi hastalığın gerilemesine yol açar. Bu diyetle ilgili bilgi sitemizde mevcuttur.

Beyin tümöründe Dr. Johanna Budwig tarafından geliştirilmiş "Budwig Protokolü" adi verilen özel bir diyet GBM IV hastaları da dahil pek çok hasta, hiç ilaç kullanmadan tümörden tamamen arındırılabilmiştir. Bununla ilgili bilgiyi sitemizde en kısa sürede yayınlayacağız

Bilimsel araştırmalara göre, C vitamini beyin tümörü ve diğer kanser türlerinde etkilidir. Aşırı doz C vitamini uygulanan tedaviler başarılı olmuştur. Kırmızı biber, isot yüksek C vitamini ve düşük şeker içerir.

Omega-3 yağ asidinin de tümörü küçültücü etkisi görülmüştür. Omega-3 yağları balıklarda, ciğerde ve keten tohumu yağında bulunur.

Zerdeçalın antitümör özelliğine sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca Isırgan otundan faydalanmış insanlar vardır. Bunlara ait bilgileri de sitede bulabilirsiniz.

PCV Kemoterapisi (Procarbazine, Carmustine, Vincristine)

Beyin tümörü tedavisinde şu an en yaygın kullanılan ilaçlı tedavi yöntemi Temodal kullanılarak yapılır. Temodal yan etkilerenin azlığı sayesinde hastada bir sıkıntı oluşturmadan uzun süre tedaviye imkan verir.

Ancak pek çok hastada tümörü Temodal ile tamamen yoketmek mümkün olmayabilir. Bu yüzden öncü olarak Temodal ile başlanan tedavi genelde PCV ile adlı daha güçlü bir ilaç kokteyli ile sürdürülür.

PCV "Procarbazine", "Carmustine" ve "Vincristine" maddelerinden olusan bir ilaç kokteylidir. Temodal'den çok daha güçlü olan bu ilaç karışımının yan etkileri de Temodal'e göre çok daha fazladır. Bu sebeplerden dolayı Türkiye'de ki doktorlar hastalara bu kemoterapiyi uygulamaktan kaçınıyorlar. Ancak raporlara göre bu ilaçlar uzun yıllardır başarı ile kullanılmakta ve iyi sonuçlar verebilmektedir. Eğer sizin savaştığınız tümör güçlü bir tümör ise bunu yenebilmek için daha güçlü silahlarla saldırmak gerekir.

PCV tedavisinde en çok yan etki aslında Vincristine adlı madde yüzünden olmaktadır. Vincristine hızlı üreyen hücrelerin üremesini durdurur ve yokeder. Böylelikle hızlı üremeleriyle kendilerini belli eden kanserli hücreler ilaç sayesinde seçilir ve ölür. Ancak vücutta kanserli hücrelerin yanısıra bir takım hızlı üreyen sağlıklı hücreler de vardır. Bunların başında şaç diplerindeki hücreler, tırnaklar ve kan üreten kemik iliği hücreleri vardır. Kemoterapi sırasında bu hücreler de ölürler. Bu yüzden hastalarda saç dökülmesi ve tırnakların zarar görmesi gibi durumlar görülür. Tırnaklara ve cilde gelecek hasar kemoterapiyi müteakip soğuk kompres ile aza indirgenebilir. Saç dökülmesi ise kemoterapinin bitmesi ile birlikte sona erer ve hasta tekrar saçına kavuşur. 2009 yılına ait bazı araştırmalar yalnızca PC kullanılarak da PCV ile aynı sonuçları alabilmenin mümkün olduğunu göstermektedir. Bu da hastanın Vincristine adlı maddenin yan etkilerinden kurtarılması açısından oldukça iyi bir gelişmedir.

Şayet uzun süre Temodal tedavisi gördüyseniz veya Temodal sizin tümörünüzde artık etkisini yitirmeye başlamış ise bu tedaviyi değiştirmek veya başkatedavilerle desteklemek gerekir. PCV tedavisi hakkında kesinlikle doktorunuza danışın ve başka yöntem öneremiyorsa bu tedaviyi uygulamasını isteyin. Pek çok beyin tümörü başarı hikayesinde hastaların hep bu tedaviyi de uyguladığını görüyoruz.

18 Nisan 2010 Pazar

18 Nisan Pazar günü 4. Avrupa Hasta Hakları Günü

18 Nisan Pazar günü 4. Avrupa Hasta Hakları Günü! Uluslarası Beyin Tümörü Derneği IBTA bugünü Beyin Tümörü Hasta Hakları bildirisini lanse ederek değerlendirecek. IBTA'nın bildirisi Avrupa Birliği, yerel hükümetler gibi çeşitli platformlarda beyin tümörü hastalarının haklarının korunmasına temel oluşturacak.

16 Nisan 2010 Cuma

Jenerik TEMODAL geliyor!

İngiliz TEVA İlaç firması 31 Marttan itibaren Schering-Plough firmasının TEMODAL adı ile sattıği ilacın jeneriğini yapma kararı aldı. Bilindiği gibi jenerik ilaçlar orijinal ilaçlarla aynı formülleri içeriyor ancak üzerlerinde marka hakkı olmadığı için markalı muadillerinden çok daha ucuza satılıyor.

Bir başka gelişme de Avrupa Komisyonundan. Komisyon geçtiğimiz haftalarda Hexal AG adlı firmaya jenerik Temadol yapma izni verdi. Jenerik ilaç Temozolomide Hexal adı ile AB ülkelerinde dağıtılacak. İznin çıkması ile Sandoz firması da Temozolomide Sandoz adı ile jenerik versiyon üreteceklerini açıkladı.

Altuzan'a tedavide tek başına kullanım izni verildi

AVASTIN (Bevacizumab) adlı ilaca Kanada sağlık bakanlığı bugün yaygın kanser türlerinde tek başına kullanılma izni verdi. AVASTIN ülkemizde ALTUZAN adı ile satılıyor ve beyin tümörüde dahil pek çok kanser türlerinin tedavisinde diğer tedavileri destekleyici olarak kullanılıyordu. Kanada sağlık bakanlığı ise artık bu ilacın tek başına kullanılmasına izin veriyor. Kanada hükümeti böylelikle bu ilacı da tek başına sosyal sigorta kapsamına almış bulunuyor.

Avustralya da ise hükümet geçen aydan beri ihtiyacı olan hastalar için özel bir tedavı masraf paylaşım fonunu devreye soktu. Böylelikle Altuzan kullanmak isteyen hastaların masraflarının bir bölümü hükümet tarafından karşılanacak.

Darısı bizim başımıza diyoruz. Bildiğiniz gibi ülkemizde beyin tümörü tedavisinde mucizeler yaratan TEMODAL dahi henüz Grade IV tümörleri hariç SSK tarafından karşılanmıyor.

Kaynak: http://www.newswire.ca/en/releases/archive/February2009/11/c7364.html

13 Nisan 2010 Salı

Klinik Deney Nedir?

Klinik deney herhangi bir tedavinin hasta sağlığına faydalarını ve zararlarını araştıran doğrudan insan üzerinde yapılan denemelerdir.  Klinik denemeler daha önceden konunun uzmanları tarafından oluşturulur ve sonuçları da bağımsız bir uzman grubu tarafından değerlendirilir. Klinik deneyleri tamamlanan bir tedavi yöntemi insan sağlığına faydaları kanıtlanmış ve yan etkileri araştırılmış tedavilerdir. Klinik deneyler neticesinde sağlık bakanlıkları tedavi yöntemlerinin tüm halk üzerinde uygulanabilmesine onay verir. Klinik deneylerden geçmemiş kimyasalların ilaç olarak satışı yasaklanmıştır. Aynı şekilde herhangi bir hastalığa faydası ve zararı ispatlanmamış çeşitli gıda ürünleri de "ilaç" olarak satılamaz.

Klinik deneyler genelde o tedavinin bulunduğu ülkelerde gerçekleştirilir. Özellikle kanser, beyin tümörü gibi hastalıklar konusunda yenilik ve araştırmalarda başı çeken Amerika, İngiltere, Japonya, Fransa, Almanya gibi ülkelerde gerçekleştirilir. Amerika'da hükümete bağlı Amerikan Gıda ve İlaç Ajansı (FDA) bu konuda kabul görmüş standardları belirler. Genelde FDA tarafından onaylanan bir ilaç diğer ülke sağlık bakanlıklarınca da onaylanır.

FDA herhangi bir tedaviyi veya yeni geliştirilen ilacı onaylamadan önce 3 aşamalı klinik deneye tabi tutar. 

1. Aşama Denemeleri
Birinci aşama deneylerinin amacı yeni geliştirilmiş ilacın insan vücuduna zararlarını ve vücuttaki etkilerini araştırır. Böylece ilacın öncelikle insan sağlığına zarar vermediğinden emin olunur. Bu aşamanın sonunda ilacın herhangi bir probleme yol açmadan verilebilecek en yüksek dozu belirlenir. Ayrıca ilacın herhangi bir fayda sağlayabilecek en düşük dozu belirlenir.

Denemelere küçük bir grup tümör hastası ile başlanır. Bu gruptaki hastalar genelde diğer hiçbir tedaviye cevap vermemiş hastalardan oluşur. Hastaların durumuna göre dozlar artırılır veya azaltılarak doğru dozajlar belirlenir. 

2. Aşama Denemeleri
Birinci aşamayı geçmiş ve insan sağlığına zarar vermediğine emin olunmuş ilaç bu sefer faydalarının ölçülmesi için denemelere tabi tutulur. Beyin tümörü ilacı denemelerinde genelde aynı tip tümöre sahip 15-50 hastalık bir grup seçilir. Bu grup rastgele ikiye ayrılarak bir kısmına yeni ilaç diğer kısmına ise sahte bir ilaç (plasebo) verilir. Hastalar ve deneyi gerçekleştirenler deneme sonuna kadar hangi hastalara sahte hangilerine gerçek ilaç verildi bilmezler. Denemeler bittikten sonra her iki gruptaki hastaların durumlarındaki iyileşme karşılaştırılır. Buna göre ilacın gerçekten işe yarayıp yaramadığına karar verilir. Burada ilginç olan nokta şu ki bazen kendilerine sahte ilaç verilen hastalarda da iyileşme görülür. Buna plasebo etkisi denir ve genelde hastaların %10 gibi bir kısmında sahte ilaç verildiği halde iyileşme gözlenir. Bu sebepten denemeye tabii tutulan ilacın gerçekten işe yaradığı ancak sahte ilaç verilen hastalardan daha fazla iyileşme görüldüğünde anlaşılır.

3.Aşama Denemeleri
İkinci aşama ile gerçekten hastalara fayda sağladığı görülen ilaçlar bu sefer, aynı hastalığın tedavisinde kullanılan diğer ilaçlar ile kıyaslanır. Bu aşamanın amacı yeni geliştirilen ilacın mevcut ilaçlardan daha iyi sonuç verip vermediğini anlamaktır.  Bu aşamada hasta grubu içinden rasgele seçilen kişilere farklı tedaviler uygulanır ve sonuçlar karşılaştırılır. Bu aşamada ilaç bir kaç yüz hasta ile birkaç bin hastaya uygulanır. 

Bu 3 aşamadan geçen ilaçlar genel tedavide kullanılmak üzere FDA tarafından onaylanır. Bundan sonra ilaç dördüncü aşama adı verilen gözleme alınır.

Yukarıda bahsedilen 3 aşamanın tamamlanması ortalama 5 - 10 sene arasıdır. Yani herhangi bir bilimadamı bir ilacı labaratuarda test edip bu işe yarar dedikten sonra hastanelerdeki doktorlara ulaşması en az 5 sene sürmektedir. Ancak agresif kanser türlerinde maalesef hayatta kalma süresi teşhisten itibaren birkaç ay ile bir kaç sene arasında değişir. Bu sebepten hastalar bu yeni tedavilerden faydalanabilmek için doğrudan klinik deneylere katılabilirler. Klinik deneyleri tamamlanmamış ilaçların satışı veya doktorlar tarafından tedavide kullanılması yasaktır. Amerika, Kanada gibi ülkeler mevcut hiçbir tedaviye cevap vermemiş hastalar için "insani nedenler"den dolayı denenmemiş veya deneyleri tamamlanmamış ilaçlara izin vermektedir.

8 Nisan 2010 Perşembe

Isırgan Otu ile kanseri yendi

İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesinden Prof. Metin Aydın ve arkadaşları tarafından uluslarası literatüre rapor edilen bir vakada, 65 yaşında bir gırtlak kanseri hastasının ısırgan otu kullanarak iyileştiği bildirildi.
65 yaşındaki hasta "dysphagia" (yutkunma güçlüğü) şikayeti ile kendilerine başvurmuş. Yapılan tetkiklerde hastanın gırtlağında büyükçe bir kitleye rastlanmış. Kitleden doku örneği alınarak yapılan incelemede bunun adenocarcinoma adı verilen kanser türüne ait bir tümör olduğu görülmüş. Ancak tümörün yeri ve boyu itibari ile kitleyi ameliyat uygulanamamış. Hastaya radyoterapi ve kemoterapi uygulanması tavsiye edilmişse de hasta bu tedavileri kabul etmemiş. Hastanın midesine besleme borusu takılarak hasta taburcu edilmiş.


6 ay sonra hasta kliniğe tekrar döndüğünde yapılan tetkikte hastanın yutkunma yetisini tekrar kazandığı ve takılan boruya ihtiyaç duymadığı görülmüş. Hastada ki tümörü tekrar inceleyen doktorlar tümörün küçüldüğünü ve ölmeye başladığını görmüşler. Herhangi bir radyoterapi ve kemoterapi uygulanmayan hastada ki bu gelişme doktorları çok şaşırtmış. Hastaya ne yaptığını sorduklarında ise hastanın hastaneden taburcu olduğundan sonra geçen 6 ay boyunca günde 1.5 litre kaynatılmış ısırgan otu suyu içtiğini öğrenmişler.


Daha önceki bir başka vakada ise en şiddetli beyin tümörü türü olan GBM hastası Sergül Koç, hastalığından tamamen kurtulduğu bildirilmişti. Doktorlarında şaşırdığı bu durumu hasta kullandığı ısırgan otu tohumu, çörek otu tohumu ve karakovan balından yaptığı karışıma bağlıyor şeklinde basında haberler çıkmıştı.  Ancak daha sonradan öğrenildiğine göre hasta kemoterapi görmüş ve ısırgan otunu ise bunun yanında kan değerini yükseltmek için destek olarak kullanmış. Görünüşe bakılırsa gazeteler sansasyon yaratma uğruna bunu biraz çarpıtarak tümörü yok edenin ısırgan otu olduğu gibi bir izlenim vermişler. Burada "ısırgan otu ile" ifadesi özellikle seçilmiş ve özellikle hastanın kemoterapi kullandığından bahsedilmemiş. Böylece haber sansasyon yaratacak hale getirilmiş. Hasta tedavisi sırasında baş ağrısını önlemek için aspirin de kullanmış olabilir, "aspirinle tümörü yendi" demek tam olarak yalan olmaz çünkü hasta tedavisi sırasında aspirinde kullanmıştır ancak bu ifadenin "aspirin tümöre iyi geliyor" türü bir yanlış anlamaya yol açacağı aşikar. Gazetecilerin insanlar için hayati olan konulardaki haberlerde çok daha duyarlı olması gerekiyor.


Yapılan bazı labaratuar çalışmaları da ısırgan otundan elde edilen özütün kanserli deneklerdeki tümör kitlelerini küçülttüğünü ve deneklerin hayatlarını uzattığını gösteriyor.


KAYNAKLAR
  • M. Aydin, A.Aslaner &A.Zengin, Using Urtica Dioica In Esophageal Cancer: A Report of a Case . The Internet Journal of Surgery. 2006 Volume 7 Number 2
  • M. Abdel-Kader , A.H. Mahmoud , H.M. Motawa , H.E. Wahba and A.Y. Ebrahim, Antitumor Activity of Urtica pilulifera on Ehrlich Ascites Carcinoma in Mice, Asian Journal of Biochemistry 2007, Volume: 2, Issue: 6, Page No.: 375 - 385