28 Şubat 2010 Pazar

Siirt`te Beyin Sapı Ameliyatı Başarı İle Gerçekleştirildi

Siirt Devlet Hastanesi Beyin Cerrahisi Nöroşirurji Polikliniği bünyesinde oluşturulan ekip ile en zor beyin ameliyatları başarı ile gerçekleştiriliyor. Hastanede son olarak Türkiye genelinde birçok bölgede yapılamayan beyin sapı ameliyatı başarı ile gerçekleştirildi.

Siirt Devlet Hastanesi’nde boyun ağrısı şikayeti ile Devlet Hastanesi’ne bulunan 13 yaşındaki Cengiz Aykaç isimli hastada yapılan tedavi ve tetkikler sonucu yaklaşık 6 santimetre çapında tümör için Beyin Cerrahisi Nöroşirurji bünyesinde oluşturulan uzman bir ekip ile başarılı bir şekilde çıkarıldı. Anestezi uzmanı, beyin ve sinir cerrahisi uzmanı ve hemşirelerden oluşan ekibi oluşturan doktorlardan Beyin ve Sinir Cerrahı Op. Dr. Mehmet Bülent Önal artık Siirt’te beyin ameliyatları için hastaların başka

illere sevk edilmesine gerek kalmadığını belirterek, "Bize 13 yaşındaki hastamız boyun ağrısı şikayetiyle başvurdu. Geldiğinde yaptığımız ayrıntılı Nöroşirurji muayenesinde hastanın bir gözünün orta hattan laterale kaydığını, aynı zamanda ataksi dediğimiz dengesizliğinin olduğunu ve bacağında kuvvetsizlik olduğunu gördük. Acil şartlarda emar (MR) değerlendirmesini istedik. Hastanemiz radyoloji bünyesinde bulunan doktorlar hızlıca emar görüntülemesini yaparak bizi bilgilendirdiler. Beraber yaptığımız

değerlendirmede hastamızın pinael bölge dediğimiz beyin sapına yapışık bölgede yaklaşık 6 santim çaplı dev bir tümör olduğunu gördük. Tümörün ilk izlenimde kötü huylu olduğunu düşündük ve acil şartlarda hastayı servisimize yatırdık. Ameliyat planlaması 2 aşamalı olarak gerçekleşti. Hastanın ölüm riskinin ortadan kalkması için ilk seans ameliyatı acil şartlarda yapılırken, iyi bir plan ve hasta filmleri üzerinde yeterli çalışma sonrası 1 hafta sonra 2. seans başarı ile gerçekleştirildi. Ameliyat yaklaşık

6 saat sürdü. Bu tür ameliyatlar genelde en üst yani ’top’ denilen riskli ameliyatlardır. Birkaç beyin ameliyatı var ki bunlar, beyin sapı tümörleri ve kanamış anevrizma ameliyatlarıdır ve bu ameliyatlar dünyada beyin cerrahilerin yapabileceği en ciddi ameliyatlardır. Batıda bile birçok ilimizde beyin sapı ameliyatları yapılmadığını hepimiz biliyoruz. Siirt’te bunu mümkün kıldığımızı düşünüyoruz. Olan malzemelerimiz ve olmayan malzemelerimizi el birliği ile tamamlanması ki bu ameliyat oturur vaziyete

yapılan bir ameliyattır. Siirt’teki bir ustanın bize kullandığımız aletin bir prototipini hazırlayıp ameliyathane masasına yerleştirmesi sayesinde bu ameliyatın gereksimlerini tamamladık. İl Sağlık Müdürümüz Sayın Erol Ömür, başhekimimiz, anestezi ekibimiz ve hemşire ve yoğum bakım hemşiresi grubumuz ile hep beraber el birliği ile her dönemde beraber çalışarak bu tür hastalarımız için hem preop hem postop dönemde iyi takip ederek, ameliyatını başarılı gerçekleştirip bunun haklı keyfini ve gururunu

yaşıyoruz. Çok ciddi bir ameliyat sonrasında büyük bir tümör tamamen çıkarıldı. Beynin rahatlaması için ilk gün hastamızı uyuttuk, bir sonraki gün hastamızı uyandırdık. Bugün konuşmaya başladığını kolunu ve bacaklarını hareket ettiğini gördük artık birkaç gün içerisinde yoğun bakımdan çıkarılıp evine gönderebileceğiz’’ dedi.

Önal, "Bir ekip olarak çalıştığımızdan bu yana ayda ortalama 5 kraniyal yani beyin cerrahi vakası ameliyatı yapıyoruz. Bel kemiğine (omurgaya) vida koyma (stabilizasyon) gibi diğer konularda aylık ortak toplam 25 ile 30 arası vakamız oluyor. Buda ciddi bir merkez haline geldiğimizi gösteriyor. Preop dönemde nöroşirurji, postop dönemde ise fizik tedavisi ile dayanışma halinde çalışılıyor; hastamızı güzel bir tedavi sonrasında evine yolluyoruz. Siirt Devlet Hastanesi bu tür ameliyatlarda oldukça yükselmiş

durumda her türlü beyin cerrahi vakasını hiçbir şekilde sevk zinciri işlemi işlenmeden olduğu yerde hastaya bakılarak hastanın tedavisi planlanarak gerçekleştirip sonrada taburcu etme şansına sahibiz. Sağlık il Müdürlüğü’nün desteği ile bize tanınan imkanlar ile ekip çalışması sonucu bu başarıları elde ediyoruz" diye devam etti.

Ameliyatı gerçekleştiren doktorlardan Beyin ve Sinir Uzmanı Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Günay Gürçay, "Gerçekleştirdiğimiz ilk seansta beyin omurik sıvısını boşaltıp beyin rahatlatmak için ufak bir pompa (şant) yerleştirdik. Birkaç gün sonra da hastayı oturur pozisyonda çivili başlıkla sabitledikten sonra kafanın arka tarafından beyincik tarafından girerek beyin sapı yani mezensefalon dediğimiz beynin en hasas bölgesinin hemen önündeki kitleyi total olarak boşalttık. Ameliyat öncesi çektiğimiz filmler

de ilaçlanmış tümör bölgesi büyük bir beyaz şeklinde görünürken ile ameliyattan hemen sonra erken dönemde çekilmiş filmde de aynı bölgede bir boşluk görünüyor bu da tümörün tamamen çıkmış olduğunu gösteriyor.

Bu ameliyatta ekip olarak çalışmak gerekiyor. Çünkü gerçekten çok zor bir ameliyat eğer bu ameliyata sadece bir doktor girmiş olsa bu ameliyatı gerçekleştirmek mümkün olmazdı. Ama ekip olarak yaptığımız için çok rahat çok keyifli ve çok başarılı bir ameliyat oldu" şeklinde konuştu.

Doktorlar yoğun bakımda tutulan hastanın ailesine birkaç gün içerisinde taburcu edileceğini açıkladı.

25 Şubat 2010 Perşembe

Tümör ve aşırı kilo ilişkisi

Fazla kilonun çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığını biliyoruz. Ancak son yapılan çalışmalar aşırı kilonun kanser ve tümör oluşumu ile doğrudan ilgisi olduğunu ortaya çıkardı.

Bir kişinin aşırı veya normal kilolu olup olmadığı BMI adı verilen indeks ile hesaplanır. Bu kabaca kişinin ağırlığının boyuna oranı olarak hesaplanır. (BMI hesabı).18-25 arası bir BMI normal kabul edilirken 30un üzeri obezite olarak adlandırılır. Bu konuda sayısız çalışma yapan araştırmacılar obezite durumunda olan kişilerin harcayabileceklerinden çok daha fazla kalori aldıklarını ve hareketsiz bir yaşam tarzına sahip oldukları konusunda hemfikirler.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda aşırı kilo ve kanser arasında bir ilişki olduğu görüldü. Araştırmalara göre kanser hastaları arasında aşırı kilolu olanların oranı normal kilodakilere göre %150 daha fazla. Şimdiye kadar aşırı kilo ile barsak kanseri, gırtlak kanseri ve özellikle kadınlarda gögüs kanseri, rahim ağzı kanseri ile ilişkileri derinlemesine araştırılıyor.

Son olarak 2010 Şubat ayında Tianjin Üniversitesi Kanser Hastanesi tarafından yapılan bir çalışmada aşırı kilonun kansere yol açan biyokimyasal mekanizması bulundu. Uluslarası Biyofizik Biyokimya dergilerinde yayınlanan çalışmada insanlarda bulunan Leptin adı verilen hormonun hücrelerin üremelerini sınırlayan Telomerazı kontrol ettiği ortaya çıktı. Bilindiği gibi kanser tümörleri hücrelerin kontrolsüz üremeleri sonucu ortaya çıkıyor. Telomeraz ise hücrelerin ancak belirli bir miktarda üremesini sağlayan bir madde. Leptin hormonu Telomeraz sentezini engelliyor ve böylece hücreler kontrolsüz olarak üreyerek tümör oluşturuyorlar.

Leptin hormonu insan vücudunda bulunan ve bulunuşu henüz yeni sayılabilecek bir hormon. Leptin hormonu insan vücudundaki yağ dokuları tarafından üretilmekte. Son 10 yılda Leptin hormonunun obezitede, şeker hastalığında ve vücuttaki iltihaplanmada başrolü oynadığı ortaya çıkarıldı. Aşırı kilonun ve kilo verememenin baş sorumlusunun vücuttaki yüksek Leptin üretimi olduğu öğrenildi.

Yapılan bu son çalışma da yükselen Leptin düzeyinin gögüs kanserine yol açtığını gözler önüne seriyor.

Ancak obezite veya onun baş sebebi leptinin tümörlerle ilişkisi gögüs ve rahim kanserinden ibaret değil. 2009 Ağustos ayında Pennington Biyomedikal Araştırma Merkezi tarafından yapılan çalışmada beyinde bulunan astrositik hücrelerin leptin reseptörleri içerdiği bulundu. Araştırmacılar bu bilgiler ışığında özellikle kilolu insanlarda görülen yüksek leptin düzeyinin beyindeki tümör oluşumları ile ilgisi olduğunu belirtiyorlar.

Bu konudaki en çarpıcı araştırma ise henüz birkaç ay önce 2009 yılı Aralık ayında yayınlandı. Amerika'nın önde gelen üniversitelerinden Temple Üniversitesi Kanser ve Moleküler Tıp Enstitütüsü 87 beyin tümörü hastasında yaptığı biyopsi incelemesinde, her 10 tümör örneğinin 6'sında yüksek düzeyde leptine ve leptin reseptörüne rastladı. Dahası aynı hastalardan alınan sağlıklı beyin örneklerinin hiçbirinde leptin veya reseptörüne rastlanamadı.

Yapılan incelemelerde leptin ve reseptörünün, Glioblastoma, Astrositoma ve Ganglioma türü beyin tümörlerinde aşırı düzeyde mevcut olduğu görüldü. Bu bulguların ışığında araştırmacılar leptin ve onun reseptörü olan ObR sisteminin kötü huylu tümörlerde aşırı derecede olduğunu ve bununda kötü huylu tümörlerin gelişmesine katkıda bulunduğunu söylüyorlar.

Leptin hormonu ile aşırı kilonun ilişkisi bir süredir biliniyor. Dahası aşırı kilolu olmayan insanlarda dahi yüksek leptin oranına rastlamak mümkün. Bunun temelinin ise modern karbonhidrat tabanlı bir beslenme olduğu düşünülüyor. Yağlı yiyecekler dahi bu bakımdan vücuda karbonhidratlardan daha az zararlı denebilir.

Leptin seviyesini yükselten yiyeceklerin başında pirinç, patates, tahıllar ve baklagiller gelir. Leptin seviyesini düşürmek için bu gibi yiyeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durmak gerekir. Bunların yerine yeşil sebzeler, meyveler ve et tüketilebilir.

KAYNAKLAR
  • Leptin upregulates Telomerase Activity and Transcription of Human Telomerase Reverse Transcriptase in MCF-7 breast cancer Cells. Ren H, Zhao T, Wang X, Gao C, Wang J, Yu M, Hao J. Biochem Biophys Res Commun. 2010 Feb 17.
  • Leptin and Its Receptor Are Overexpressed in Brain Tumors and Correlate with the Degree of Malignancy. Riolfi M, Ferla R, Valle LD, Piña-Oviedo S, Scolaro L, Micciolo R, Guidi M, Terrasi M, Cetto GL, Surmacz E. Brain Pathol. 2009 Aug 6. [Epub ahead of print]
  • Leptin receptor mRNA in rat brain astrocytes. Hsuchou H, Pan W, Barnes MJ, Kastin AJ. Peptides. 2009 Dec;30(12):2275-80. Epub 2009 Sep 9.
  • Leptin and gastro-intestinal malignancies. Howard JM, Pidgeon GP, Reynolds JV. Obes Rev. 2010 Feb 8.
  • Effect of Obesity on Breast Cancer Development. Cleary MP, Grossmann ME, Ray A.
    Vet Pathol. 2010 Feb 1
  • Overexpression of the obese (ob) gene in adipose tissue of human obese subjects. Lönnqvist F, Arner P, Nordfors L, Schalling M. Nat Med. 1995 Sep;1(9):950-3.

23 Şubat 2010 Salı

Alternatif tedaviler: Reishi mantarı

Reishi veya Lingzhi (Ganoderma Luciducum) geleneksel Çin tıbbında yaklaşık 4000 yıldır ilaç olarak kullanılan bir mantardır. Reishi son yıllarda akciğer kanseri, prostat kanseri, göğüs kanseri gibi çeşitli ciddi hastalık türlerinde de denenmiş ve diğer tedavilerin fazla umut vaad etmediği durumlarda bile kanseri iyileştirici etkisi gözlemlenmiştir. Bu yüzden özellikle Japonya, Çin ve Amerika'da pek çok doktor ve hasta tarafından kullanılmaya başlanmış ve etkileri araştırılmıştır. Bu araştırmaların sonucunda Reishi mantarının beyin tümörü hastalarına da yardımcı olduğu ortaya çıkmıştır.

Tedavi edici özelliğinin keşfedilişi
Reishi mantarını özellikle Japonya'nın tanınmış doktorlarından Profesör Dr. Fukumi Morishige çeşitli hastalarında bu mantarı tedaviye destek veya alternatif olarak uygulamıştır. Dr. Morishige şu an Amerika'da Nobel ödülü kazanmış ünlü bilimadamı Linus Pauling tarafından kurulmuş Linus Pauling Bilim ve Tıp Enstitüsünde reishi mantarının kanser hastalarında tıbbi kullanımı alanında araştırma yapmaktadır.

Doktor Morishige reishi ile tanışması ile ilgili ilk anekdotlarını şöyle anlatıyor:
37 yıldır cerrah olarak çeşitli operasyonlar gerçekliştirdim. Cerrah olarak pek çok kanser vakası ile karşı karşıya geldim. Haziran 1986'da 39 yaşında bir bayan bana akciğer kanseri ve çeşitli akciğer problemleri ile geldi. Çeşitli hastanelere başvuran hastaya ameliyat dahi edilemeyeceği söylenmişti. Umutsuz bir durumda idi. Eve döndüğünde kocası hastaya reishi mantarı vermeye başlamış. Hastayı muayene ettiğimde gördüklerim beni çok şaşırttı. 6 ay önce kanserin yanısıra gögüs boşluğunda ödem vardı ve şimdi bu ödem tamamen kaybolmuştu. Çok yakında öleceği için cenaze defin işlemlerini yaptırmaya başlamış biri için bu inanılmaz umut verici bir haberdi. Röntgen filmleri ne göre hastada kanserden eser görünmüyordu. Hasta kesinlikle başka tedaviler uygulamadığını bunun eşinin verdiği reishi mantarının bir sonucu olduğunu söylüyordu. Hesabıma göre kocası ona günde yaklaşık 4 gram kadar reishi ekstresi veriyordu bu da oldukça fazla bir dozajdı. Durumu incelemek için bir operasyon yapıp akciğer zarından örnek aldık. Yaptığım biyopside gördümki alınan örnekte çok az miktarda kanserli hücre kalmıştı ve durum tamamen kontrol altında idi. Reishi hakkındaki ikinci ilginç vaka da bana gelen bir çocuktur. Hasta 5 yaşında ilen doğuştan karaciğer kanserine yakalanmış ve kanser bağırsaklarına kadar yayılmıştı. Doktorlar kanserli bağırsağın bir bölümünü almış ancak durumun umutsuz olduğunu söyleyip tedaviyi tamamen bırakmışlardı. Haberi alan anne baba çocuğu eve getirip boğazına takılı olan tüpten reishi vermeye başlamışlar. Hasta bana geldiğinde 9 yaşında idi! Ve bir doktor olarak ben yapılan çeşitli taramalara rağmen hiçbir hastalığa rastlamadım. Hastanın sadece bir kaç gram reishi ekstresi ile doğuştan olan ve ölümcül olan karaciğer kanserinden iyileşmesi beni şaşırtmıştı. Şayet bir kimse hiçbir tedavi uygulamayıp sadece reishi alarak ölümcül bir hastalıktan kurtulduysa bu madde ne olursa olsun araştırmalıdır ben de öyle yaptım.

Bundan sonra Doktor Morishige güvenilir bir Japon firmasından elde ettiği reishi ekstresini C vitamini ile birleştirerek hastalarına vermeye başlamış. İki gruba ayrılan çeşitli kanserlere sahip hastaların bir kısmına standard tedaviler uygulamış diğer kısmına ise ek olarak reishi ve C vitamini vermiş. Metastatik kanserlere sahip 140 hastanın tamamını uyguladığı bu yöntem ile iyileştirmiş. 1988 yılında tedaviyi test ettiği hastaların sayısı 300 olmuş.

Doktor Morishige'ye göre reishi'nin bu etkisi içerdiği polysakkaritler yüzünden imiş. Bunlar vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirip kanser hücrelerinin yok edilmesini sağlıyormuş. Kanser hastalarının pek çoğu zaten normal tedavileri sırasında çok zayıflayan bir bağışıklık sistemine sahip oluyorlar. Bu yüzden de basit hastalıklar dahi bu hastalarda ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Reishi sırf bu etkisi yüzünden dahi tümörlü hastalara bir umut olabilir.

Beyin tümörü üzerinde etkisi
Dr Morishige'nin reishi mantarı kullandığı hastalardan biri de 70 yaşın üstünde bir beyin tümörü hastası. Hastanın beyninde 5cm büyüklüğünde bir tümör bulunmaktaydı ve ameliyata rağmen hasta bilincini yitirmiş durumda idi. Reishi tedavisine Haziran ayında başlandı ve Eylül ayında hasta yeniden bilincine kavuştu ancak tümörün boyutlarında herhangi bir değişme gözlemlenememişti. Fakat Aralık ayına gelindiğinde nörologları bile şaşırtacak bir gelişme oldu ve tümör küçüldü. Hasta şu an kendini gayet iyi hissetmekte. Başlangıç olarak bilincini yitirmiş hastaya midesine bağlanan borudan 6gram reishi ekstresi verildi. Hasta yeniden bilincini kazandıktan sonra da ağızdan verilmeye başlanıldı. Hasta mantarın tadından hoşlanmadığı için mantarın dozu 3grama düşürüşdü. Dozaj düşürüldüğü halde bile tümör küçülmeye devam etti ve en sonunda 1cm boyuna indi. Hasta sağlığına kavuşması ile birlikte hastaneden ayrılarak ailesinin yanına döndü.

Kullanımı
Reishi mantarı tedavide buruk tadı yüzünden genellikle taze veya kurutulmuş olarak ince toz haline getirilir ve suda çözdürülerek kullanılır. İçine reishi ekstresi eklenen su bir çaydanlıkta yaklaşık 2 saat kadar kaynatılır ve hemen kullanılır. İçerdiği yüksek miktarda antioksidan sebebi ile hemen kullanılmazsa yaklaşık bir buçuk saat içinde özelliğini yitirir.

Reishi'yi FDA Yasakladı mı?
Reishi mantarı konusunda internette binlerce siteye ve bu mantarı içerdiği iddia edilen ürünlere rastlanmaktadır. Bu mucize ilaç satıcısı şarlatanların sattıkları ürünlerin içinde ne olduğu belli değildir. Bunlar herhangi bir kontrolden geçmeksizin kaçak veya beslenme destek ürünü olarak satıkmaktadır. Bazı sitelerde ise reishi mantarının son derece zehirli olduğu ve Amerika'da FDA tarafından yasaklandığı söylenmektedir. Ancak ilginç olan bunları söyleyen siteler de yine ticari amaçla hazırlanmış sitelerdir. Büyük ihtimalle hastaların güvenini kazanıp onlara başka ilaçlar satma amacı gütmektedirler. Çünkü FDA'in reishi mantarını yasakladığı haberi doğru değildir. Ancak FDA reishi mantarı içerdiği iddia edilen ve internet üzerinden satılan çeşitli ilaçları yasaklamıştır. Reishi mantarı özellikle Çin ve Japonya'da binlerce yıldır pek çok kişi tarafından yaygın olarak ilaç olarak kullanılmaktadır. Yaygın kullanıma karşın yine de az yetişen bir mantardır bu yüzden özellikle internette taklit veya sahte ürünlere rastlamak mümkündür. FDA bu sahte ilaçları yasaklamıştır. Reishi mantarı bir gıda ürünü olarak kabul edilmektedir ve gıda olarak kabul edilen hiçbirşey uluslarası kanunlara göre ilaç statüsünde satılamaz.

Bilimsel Çalışmalar
John ve Tina Chen tarafından 2004 yılında yayınlanmış Çin Tıbbi Herboloji ve Eczacılığı adlı kitapta da reishi mantarının çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanımı ve deneysel sonuçları geniş bir şekilde anlatılmıştır.

Son yıllarda ise reishi mantarı konusunda bilimsel çalışmalar artmıştır. 2009 yılı Aralık ayında saygın tıp mecmuası Bioscience dergisinde Taiwan Tıp Üniversitesinde yapılmış bir çalışma yayınlanmıştır. Yapılan çalışmada reishi (Ganoderma Luciducum) kan kanseri hücreleri üzerinde denenmiş ve bağışıklık sistemini tetikleyerek fagositoz yolu ile kanserli hücrelerin yok edildiği görülmüştür. 2010 yılı Mart ayında Madrid Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada Ganoderma Luciducumun insan lösemi hücrelerini yok edici özelliği bulunmuştur.

2009 Aralık ayında TG Pillai, M.John ve Sara Thomas tarafından yapılan bir başka çalışmada da reishi mantarı, deneklere kemoterapide kullanılan cisplatin adlı ilaçla beraber verilmiştir. Cisplatin kemoterapide oldukça sık kullanılan güçlü bir ilaçtır. Bu yüzden uzun süre kullanımda hastalarda böbrek yetmezliğine yol açmaktadır. Reishi mantarı verilen deneklerde cisplatinin böbrek üzerindeki yan etkilerini yok ettiği ve iyileştirici etkisi gözlemlenmiştir.

Uluslarası Farmakoloji Biyoteknoloji mecmuasının 2009 Aralık ayında yayınlanan sayısında da Ganoderma Luciducum'un çeşitli kanser hastalıkları ve AIDS gibi bağışıklık sistemi hastalıklarında tedavi edici özelliklerinden genişçe bahsedilmiştir.

KAYNAKLAR
  • Ganoderma lucidum induced apoptosis in NB4 human leukemia cells: Involvement of Akt and Erk. Calviño E, Manjón JL, Sancho P, Tejedor MC, Herráez A, Diez JC.J Ethnopharmacol. 2010 Mar 2;128(1):71-78. Epub 2009 Dec 29.
  • Ganoderma lucidum extracts inhibited leukemia WEHI-3 cells in BALB/c mice and promoted an immune response in vivo. Chang YH, Yang JS, Yang JL, Wu CL, Chang SJ, Lu KW, Lin JJ, Hsia TC, Lin YT, Ho CC, Wood WG, Chung JG. Biosci Biotechnol Biochem. 2009 Dec;73(12):2589-94. Epub 2009 Dec 7.
  • Ganoderma lucidum: a potent pharmacological macrofungus. Sanodiya BS, Thakur GS, Baghel RK, Prasad GB, Bisen PS. Curr Pharm Biotechnol. 2009 Dec;10(8):717-42.
  • Prevention of cisplatin induced nephrotoxicity by terpenes isolated from Ganoderma lucidum occurring in Southern Parts of India. Pillai TG, John M, Sara Thomas G. Exp Toxicol Pathol. 2009 Dec 2.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Burundan Beyin Ameliyatı


Gerçekleştirdiği başarılı tıbbi müdahaleler ve çalışmalarla kısa bir süre içerisinde sağlık alanında Türkiye'nin gözde hastaneleri arasına giren Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bir ilk daha yaşandı. Beyninde 3 cm uzunluğunda tümör bulunan hasta, burundan girilerek yapılan ameliyat sonrası sağlığına kavuştu.
Erzurum'un Aziziye İlçesi'nde yaşayan 48 yaşındaki Gülzade Tatar şiddetli baş ağrısı şikayetiyle Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Polikliniğine başvurdu. Poliklinik doktorlarından Op.Dr. Kerem Mazhar Özsoy tarafından muayenesi ve tetkikleri yapılan Tatar'ın beyninde 3cm uzunluğunda bir tümör tespit edildi. Dr. Özsoy ve ekibi tarafından bir ilk gerçekleştirilerek burun deliklerinden yapılan cerrahi müdahaleyle hastanın beynindeki tümör başarıyla alındı.
DOĞU ANADOLU'DA İLK
Doğu Anadolu Bölgesi'nde ilk kez başarıyla sonuçlanan ameliyatı gerçekleştiren Op.Dr Kerem Mazhar Özsoy ise yaptığı açıklamada şunları söyledi. " Kliniğimize baş ağrısı şikayeti ile yaptığı müracaat sonrası hastamızın çekilen MR ında halk arasında iyi huylu olarak tabir edilen hipofiz adenomu tespit ettik. Tetkikler sonucu ameliyat olmasına karar verildi. Burun deliğinden girerek yapmış olduğumuz ameliyat oldukça başarılı geçti ve görüldüğü üzere hastamız gayet sağlıklı bir seyir izlemektedir. Bu ameliyatın bölgemizde ilk kez başarılı bir neticeyle gerçekleştirilmesi de bizler adına ayrıca sevindirici bir olaydır"
Gülzade Tatar'ın gelini Emine Tanış ise birkaç yıldır süren şiddetli baş ağrılarının nedeni olarak önce sinüzit sonra migren hastalıklarının olduğunu düşündüklerini ifade ederek, Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan tetkiklerin ardından tümörün varlığından haberdar olduklarını söyledi. Tanış, kayınvalidesinin sağlığına kavuşmasından dolayı mutlu olduğunu belirterek BEAH Beyin ve Sinir Cerrahisi doktorlarından Op. Dr. Kerem Mazhar Özsoy ve ekibine teşekkür etti.
Bu arada Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Fazlı Erdoğan ise, başarılı bir sağlık ekibi oluşturduklarını ifade ederek, insan sağlığına yönelik hizmetlerinin artarak devam edeceğini söyledi. Başhekim Erdoğan, vatandaşların bu tür sağlık sorunlarından dolayı ameliyat için Ankara, İstanbul gibi illerde bulunan hastanelere gitmelerinin gerekmediğinin de altını çizerek, ameliyatı başarıyla gerçekleştiren doktorlara teşekkür etti.

19 Şubat 2010 Cuma

Tümörü Nasıl Yendim?: Ben William'sın Hikayesi

Beyin tümörü ile savaşanlara umut olması amacıyla beyin tümörünü yenmiş insanların hikayelerini ve kullandıkları tedavi yöntemlerini de fırsat buldukça yayınlayacağız. Bu hikayeler sıradan insanlara ait.


Bunlardan ilki 1995 yılında Glioblastoma Multiforme teşhisi konan ve hala hayatta olan psikoloji profesörü Ben Williams'ın hikayesi:

50 yaşında, 30 Mart 1995'te bir hastanenin acil servisinde çekilen bir MRI ile bana Glioblastoma Multiforme (GBM) teşhisi konuldu. Bir sonraki gün derhal ameliyat oldum. Tümör beynimin sağ parietal korteksinde ve söylendiğine göre "büyükçe bir portakal boyunda" idi (yaklaşık 180cc hacminde). Beni ameliyat eden doktorun daha sonra söylediğine göre şayet o gün ameliyat olmasaydım 2 hafta içinde ölmüş olacaktım. Ameliyattan 3 gün sonra çekilen MRI, tümörün önemli bir kısmının yok edildiğini gösteriyordu ancak çevreleyen bölgelerde büyük miktarda da ilerleme görülüyordu. Bu da tümörün büyük bir bir kısmının geride kaldığını gösteriyordu. Ameliyatı müteakip 55-60 gray dozunda tümör bölgesinin 2cm dışını içine alacak şekilde standard radyoterapiye başladım. 33 gün süren radyoterapiden sonra çekilen MRI ameliyattan hemen sonra çekildiğim MRI ile aynı miktarda bir tümör yayılımı gösteriyordu. Bir başka deyişle radyoterapinin işe yaradığı bariz değildi, fakat muhtemelen tümörün en azından bir süre büyümesine engel olmuştu.

Teşhisi takip eden 2 ay boyunca internette ve tıp fakültesinin kütüphanesinde saatler harcayıp tedavi yöntemleri hakkında kendimi olabildiğince eğittim. Başlangıçta boron nötron yakalama terapisini düşündüm ve radyasyon yüklü monoklonal antikor tedavileri alışılagelmiş tedavi yöntemlerinden çok daha fazla umut vaadediyordu. (Bu arada 1995 yılında şu an bizlere gayet doğal gelen Temodal gibi bir ilaç yoktu. Temodal 2000 yılından sonra yaygın olarak kullanılmaya başlandı). Ancak çeşitli problemlerden dolayı bu tedavi yöntemlerinden vazgeçtim. Bu yüzden kemoterapide karar kıldım fakat bunu çeşitli ek ajanlarla takviye edecektim çünkü bunlar kemoterapinin etkisini artırır gibi görünüyordu. Haziran 1995'te BCNU kemoterapisinin ilk kürünü aldım. BCNU tedavisinden 2 hafta kadar önce, günde 220mg Tamoxifen almaya başladım ve bunu almaya 1998'in Mart ayına kadar devam ettim. Ayrıca BCNU tedavisinden önce ve sonra günde 600mg Verapamil aldım. Bu kalsiyum kanalını bloke ediyor ve labaratuar testlerine göre kemoterapinin etkinliğini fazlaca artırıyordu. Tamoxifen almamın da sebebi de aynı sebeptendi. BCNU tedavisinde ilacın verildiği yerde biraz bir süre sonra bu damarların iflasına yol açan yaralanmanın dışında dışında hiçbir yanetki görmedim. Aldığım Zofran kusma ve bulantıyı tamamen engelledi. BCNU tedavisinden bir ay sonra çektirdiğim MRI yayılan tümörü gözle görülür şekilde küçüldüğünü gösteriyordu, ancak bir kısım hala duruyordu. Haziran 1995de aldığım ilaçlara günde 160mg Accutan ekledim ve buna bir hafta kullanıp bir hafta ara vererek Aralık 1995e kadar devam ettim.

1995 Ağustos ayındaki ikinci kemoterapi seansında PCV tedavisine başladım. Yine aynı şekilde CCNU dan (PCV kokteylinde kullanılan maddelerden biri) önceki ve sonraki hafta Verapamil aldım ve bütün bu süre içinde yine Tamoxifen ve Accutane aldım. Bu sırada aldıklarım arasına günde 15mg Melatonin ekledim ve buna da sonraki 5 yıl boyunca aksatmadan devam ettim. İkinci kemoterapiden sonra çekilen MRI gelişmekte olan tümörün büyük ölçüde yokolduğunu gösterdi. Bu yüzden bende üçüncü kemoterapi seansında da PCV kullanmaya karar verdim.

Üçüncü kür kemoterapi sonucu da daha da büyük bir tümör bölgesinin yokolduğunu gösteriyordu, hatta gelişmekte olan bazı yerlerde tümör tamamen kaybolmuştu.

Dördüncü kür kemoterapi de tekrar BCNU'ya geri döndüm, çünkü PCV kokteylindeki Prokarbazin bana sürekli mide ağrıları verirken Vincristine ise ayakparmaklarımda uyuşmalara yol açıyordu. Bunun yanısıra PCV'nin akyuvar sayısı üzerinde BCNU'dan daha kuvvetli bir etkisi olduğuna inanıyordum. Fakat bunun aslında hiçte öyle olmadığını gördüm, çünkü BCNU tedavisine başladıktan 2-3 hafta sonra akyuvar sayısı aşırı derecede düştü. Şansıma bu yüzden herhangi bir rahatsızlığa yakalanmadım, ancak bunun sonucu olarak bir sonraki BCNU kürünü akyuvar sayısı tekrar yükselene kadar bir kaç hafta erteledim. Dördüncü kürden sonraki MRIda hiçbir tümör izine rastlanmadı.

Beşinci kür kemoteraoimde tekrar BCNU idi ve bunu takiben yine tamamen temiz bir MRI gördük.

Altıncı ve son kür kemoterapide PCV'ye geri döndüm ancak bu sefer daha düşük dozda Vincristine ile. Çünkü BCNU bende akciğer yetmezliğine yol açmaya başlamıştı, bu da devam ettiğim takdirde ciddi sorunlara yol açabilirdi.

Kemoterapiden sonraki tüm MRI sonuçları tümörden hiç bir eser göstermiyordu. Tedavimin birinci yılı boyunca beslenme düzenime herhangi bir sağlık ürünleri satan dükkanda bulunabilecek vitamin destekleri aldım. Bunlardan bazıları Genistein (soya fasülyesinden elde ediliyor), PSK (Japon'ya da yetişen bir mantarın özü), Keten tohumu yağı (Omega-3 zengini bir yağdır DHA ve EPA içerir), Hodan (gamma-linoik asit için), selenyum ve yeşil çay ekstresidir. Bunun dışında yediklerime de biraz daha fazla özen gösterdim. Brokoli, brüksel lahanası, sarmısak, ahududu, yaban mersini ve soğanı fazlaca tükettim ve soya ürünleri kullandım. Son olarakda devedikeninden elde edilen sillymarin adlı maddeyi kullandım. Bunları kullanma fikri genelde sağlıklı yiyecek grupları, Medline (tıp literatürü) üzerinde kendi yaptığım araştırmalardan geldi. Bazende braintmr grubundaki arkadaşların tavsiyesi ile başladım, örneğin Accutan kullanma önerisi bu gruptaki arkadaşlardan geldi.

Bütün bu olaylar boyunca AIDS tedavisinde kullanılan yaklaşıma benzer bir tedavi filozofisi uyguladım. Hem AIDS hem tümör çok hızlı değişen biyolojik öğeleri içeriyor, bu yüzden şayet tedavi anında etkili olan cinsten değilse, uyguladığınız tedaviye dayanıklı yeni türler ortaya çıkacaktır. Fakat sıra ile uygulamak yerine aynı anda birden fazla tedaviyi uygulamak herhangi bir mutasyona çok fazla fırsat bırakmaz.

GBM'e yakalanmış hiçkimse şanslı değildir ancak ben bu durumda çok daha az kötü şansa sahiptim. Karşılaştırırsam ben oldukça şanslı bile sayılabilirim. Oldukça fazla sayılabilecek bir beyin hasarına rağmen hiçbir zaman ciddi şekilde sakat kalmadım ve hayatıma oldukça normal bir şekilde devam ettim.Benim umudum yaşadıklarım ve hikayemin bu hastalıkla savaşan diğer insanlara esin kaynağı olması. Bu yüzden de yaşadıklarımı bir kitap haline getirdim. Kitabın ismi "Surviving Terminal Cancer: Clinical Trials, Drug Cocktails, and Other Treatments Your Doctor Won't Tell You About".

Şu an bana GBM teşhisi konmasının üzerinden 14 yıl geçti ve hayattayım. Tedavimden sonra düzenli olarak kontrolden geçtim ancak MRI sonuçlarım hep temiz çıktı. Şu an normal bir yaşam sürdürüyorum, son 12 yıldır aksatmadan tam gün çalıştığım bir işim var. Sağlığım çok yerinde ve tümörün yeniden nüksetme ihtimali de artık eskisi kadar endişelendirmiyor beni. Çünkü her yönüyle sağlıklı ve normal bir yaşam sürdürüyorum senelerdir.

Ben Williams
14.5.2009

Kaynak: http://www.virtualtrials.com/surviveben.cfm

17 Şubat 2010 Çarşamba

Alternatif Tedaviler: Helleborus Niger (Noel gülü)

Helleborus Niger (Noel gülü), düğün çiçeğigiller (Ranunculaceae) familyasından orta, Helleborus cinsinden yaban gülüne benzer zehirli bir bitki türüdür.

Helleborus cinsi bitkilerin Güney ve doğu Avrupa'dan Kafkasya sınırlarına kadar yayılmış yaklaşık 20 türü bulunur. Bunların Türkiye'de doğal olarak yetişen iki türü vardır. Bunlardan H. orientalis, Kuzey Anadolu'da Bolu, Kastamonu gibi illerde geniş bir yayılma alanına sahiptir. Genellikle orman açıklıklarında ve orman altlarında yetişir. Diğer bir tür H. vesicarius ise Güney Anadolu, Amanos Dağları, Kahramanmaraş, Gaziantep çevresinde yetişir. H. orientalis halk arasında Bohça otu, Kara çöpleme, Siyah harbak, Boynuz otu, Danabağırtan, Danakıran gibi yöresel isimlerle anılır. Kökleri Kuzey Anadolu'da büyükbaş hayvanların bronşit ve benzeri göğüs hastalıklarında kullanılır.

Helleborus Niger ise Avrupa'ya özgü bir bitkidir. Bu bitki değişik kültürlerde öteden beri çeşitli ülserli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktaydı. Ancak 2002 yılında İsveç, Uppsala Üniversitesinden bir grup Helleborus türü bitkiler üzerinde yaptıkları geniş bir çalışmada bu bitkilerin 10 kadar türünün sitotoksik yani tümör öldürücü güce sahip olduğunu buldular ve bu bitkileri kanser araştırmaları için hedef gösterdiler. Fakat bu konuda uzunca bir süre çalışma yapılmadi.

2009 yılı Nisan ayında Berlin Üniversitesinden bir ekip bu bitkinin tümör öldürücü özelliği üzerinde yaptıkları çalışmayı yayınladılar. Bu çalışmanın amacı Noel Gülü'nün geleneksel kullanımlar dışında kanser, lösemi, lenfoma gibi hastalıklarda tedavi edici özelliğinin araştırılması idi. Bunun için suda çözülmüş Noel Gülü ekstresi insanlardan alınan çeşitli kanser hücrelerine verildi. Noel Gülü ekstesinin sağlıklı hücrelere dokunmadan kanserli hücrelere nüfuz ederek bu hücrelerin kendi kendilerini imha etmesine yol açtığı görüldü. Özellikle başka bir bitkisel kanser ilacı olan Vincristine ile birleştiğinde çok etkileyici sonuçlar alındı.

Ekip bu çalışmanın sonucunda Noel Gülü ekstesinin kanserli hücreleri seçici olarak yok ettiğini ve muhtemel bir kanser ilacı olarak canlı denekler üzerinde denenmesi gerektiğini bildirdi.

Umarız bu bilgilere ulaşan başka araştırıcılarda Noel Gülü üzerinde çalışma yaparlar ve bunu bize bir tedavi olarak sunabilirler.

KAYNAKLAR
  • Apoptosis-inducing activity of Helleborus niger in ALL and AML. Jesse P, Mottke G, Eberle J, Seifert G, Henze G, Prokop A. Pediatr Blood Cancer. 2009 Apr;52(4):464-9.
  • Selective cytotoxicity evaluation in anticancer drug screening of fractionated plant extracts. Lindholm P, Gullbo J, Claeson P, Göransson U, Johansson S, Backlund A, Larsson R, Bohlin L. J Biomol Screen. 2002 Aug;7(4):333-40.

GBM aşısı gerçek oluyor!

Temodali bulan İngiliz Kanser Araştırmaları Vakfı, glioblastoma multiforme (GBM) tedavisinde kullanılacak IMA950 adlı aşının denenmesi için Immatics Biotechnologies şirketi ile anlaşma yaptığını açıkladı.

Kar amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütü olan Cancer Research UK halen kanser hastalarının en büyük dostu olan Temodal ilacını da bulmuştu. Aşı Cancer Research UK in şu an araştırmasını yaptığı 5 ilaçtan birisi.

IMA950 en agresif tümörlerden olan GBM ile ilişkili 11 protein zincirinden oluşuyor. Bu protein zincirleri akyuvarları uyararak bunların tümör hücrelerini tanıyıp yok etmesini sağlıyor.

Birinci faz klinik deneylerde 45 GBM tümör hastasına bu aşı verilecek. Klinik deneyler vakfın ilaç geliştirme ofisi tarafından İngiltere'de bulunan 4 hastane'de yürütülecek.

Sonuçların önümüzdeki yıl sonunda alınması bekleniyor.

Kaynak: Cancer Research UK, Basın Bülteni, 16 Şubat 2010

11 Şubat 2010 Perşembe

GliaSite Ameliyat Destekli Yerel Radyoterapi

GliaSite radyoterapide oldukça yeni sayılabilecek bir yöntem. 2005 yılından beri uygulanıyor.

Bu yöntem hastaya tümör ameliyatı sırasında uygulanıyor. Ameliyat ile alınan tümör bölgesinde oluşan boşluğa balon şeklinde bir implant yerleştiriliyor. Bu implant tümör bölgesi ve etrafına içerden ve doğrudan radyoterapi uyguluyor.

Bu yöntem harici radyoterapiye göre çok daha etkili. Daha düşük dozda radyoterapi ile tedavide daha iyi sonuçlar alınıyor. Harici radyoterapide olduğu gibi tümör bölgesi dışına zarar verme riski çok daha düşük. Düşük doz olduğu için ve doğrudan o bölgeye verildiği için hasta çok daha az yan etki görüyör.
Bunun dışında hergün radyoterapiye gitme veya sıra bekleme gibi durumlarla karşılaşmıyor. Tedavi toplam 7 gün sürüyor.

Bu tedavi dünyada sadece bir kaç merkezde uygulanıyor.